Kızılay Neyimiz Olur? - İLKE Analiz

Kızılay Neyimiz Olur?

Züleyha Sayın

11 Haziran 1868 yılında “Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti” olarak faaliyetlerine başlayan Türk Kızılayı geçtiğimiz günlerde 153. kuruluş yıl dönümünü kutladı. Türk Kızılayı dünyadaki ilk Kızılay olarak kurulurken Kızılay-Kızılhaç hareketine “kızıl ay” amblemini vermesi sebebiyle ülkemizde olduğu gibi dünyada da önemli bir yerde durmaktadır.

Kızılay kurulduğu günden bu yana bir devlet kurumu mu olduğu yoksa sivil toplum örgütü mü olduğu sorusuyla karşı karşıya kalmaktadır. Temel olarak Kızılay, Türkiye’nin ilk insani yardım örgütü olmakla birlikte devletle yakın ilişkileri her dönem görülmüştür. Ülke tarihinde önemli rolü olan padişah himayesinde kurulan Kızılay, cumhuriyet dönemi ile birlikte “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Yüksek Himayelerinde” faaliyetlerine devam etmiştir. Kızılay tüzüğünde de yer alan bu ifade yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. İngiltere, Yeni Zelanda, İtalya gibi ülkelerde de kraliçe ya da cumhurbaşkanı himayesi ifadeleri yer almaktadır. “Himaye” ile kastedilen fiili bir durumunun dışında manevi bir sahiplenmedir. Tam da bu durum Kızılay’ı devlete yakın bir konuma taşırken akıllara Kızılay bir devlet kurumu mu sorusunu getirmektedir.

Kızılay tarihinde önemli kırılma noktalarından biri 1999 yılı 17 Ağustos tarihinde yaşanan Marmara Depremi olmuştur. Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir coğrafyada hissedilen depremde resmî rakamlara göre 18.373 kişi hayatını kaybetmiştir. Deprem sonrası yaşanan tartışmalar da Kızılay’ı gündemin orta yerine taşımış bu durum basında geniş yer bulmuştur. Basında yer alan şekliyle Marmara Depremi’nde Kızılay’ın afet bölgesine geç ulaşması, ulusal ve uluslararası yardımlarda yaşanan koordinasyon sorunu, yardım malzemelerinde yaşanan sorunlar kurumu eleştirilerin hedefi haline getirmiştir. Lojistik ve koordinasyon ile ilgili sorunlar görünür hale gelmiştir.

2000’li yıllardan sonra Türkiye’de sivil toplum alanında önemli değişiklikler görülmeye başlanmıştır. AB ile ilişkilerin hız kazanması, yasal-yapısal reformların yansıması genel olarak sivil topluma özelde ise Kızılay’a yansımaları olmuştur. Aynı dönemlerde sivil toplum alanında işbirlikleri de görülmeye başlamıştır. 2013 tarihinde Ulusal Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında herhangi bir afet durumunda kurumların görev tanımları net hale getirilmiştir. TAMP geniş bir kapsama alanına sahip olup içerisinde kamu kurumlarını, özel sektörü, sivil toplum kuruluşlarını ve gerçek kişileri kapsamaktadır. TAMP’ın ana çözüm ortakları arasında İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Türk Kızılayı yer almaktadır. Kızılay bu plan kapsamında beslenme görevini üstlenmiştir. Kamuoyunun zihninde Kızılay ile özdeşleşen barınma hizmeti görevini ise AFAD üstlenmiştir. Bu noktada da Kızılay’ın görevleri itibariyle devlete yardımcı konumda yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Kızılay konumu ve büyüklüğü itibariyle özel yere sahip örgüttür. Kızılay’ın ve diğer sivil toplum örgütlerinin, özel sektör ya da diğer sivil toplum örgütleri ile ilişki geliştirmeden verimli bir çalışma gerçekleştiremeyeceği yakın tarihimizdeki örneklerden anlaşılmaktadır. Genel olarak sivil toplum örgütlerinin devletlere yardımcı pozisyonda olduğu ya da devletlerin özel olarak boş bıraktığı alanları doldurduğu örnekleri dünyada görmek mümkündür. Bu noktada Kızılay gibi örgütlerin ilişki geliştirme kabiliyetleri de öne çıkmaktadır. Kızılay özelinde 99 Marmara Depremi sonrası süreç devletle ilişkileri, diğer sivil toplum örgütleri ile ilişkileri, basınla ilişkileri ve hatta halkla temas kurabilmeleri meşruiyeti artırırken aynı zamanda faaliyetlerini devam ettirebilmek için hayati öneme sahip olan kaynak akışının hareketlenmesine, gönüllü ve profesyonel işgücünün zenginleşmesine katkı sağlamıştır.

Kızılay gibi büyük ve köklü sivil toplum örgütlerinin devletle ilişkileri tek taraflı da değildir. Sivil toplum örgütlerinin ve özelde Kızılay’ın sahada hızla mobilize olmaları, belli alanlarda uzmanlaşmaları onları ön plana çıkarırken devlet ise kaynak sağlama ve bürokratik sorunları çözme anlamında önemli destekler sunabilmektedir. Bu tarz karşılıklı bir ilişki ya da işbirliği daha çok temel insani hizmetler, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında görülmektedir. Kızılay’ın insani yardım konusundaki 153 yıllık deneyimini de tam bu noktadan okumak gerekmektedir. Ulusal olduğu gibi aynı zamanda uluslararası alanda da bir afet sonrası yardım söz konusu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti olarak yapılan, devletin en üst düzey katılımı ile gerçekleştirilen ziyaretlerde öne çıkan kurumlardan biri de Kızılay’dır.

Değişen dünya düzeninde uluslararası alanda devlet dışı aktörlerde görünür hale gelmiştir. Özellikle kamu diplomasisi aracı olarak sivil toplum örgütlerinin aktif olarak bu alanda değerlendirildiği görülmektedir. Türkiye’de de Kızılay son yıllarda insani diplomasi anlamında önemli bir aktör olarak ortaya çıkmıştır.

“Kızılay son yıllarda insani diplomasi anlamında önemli bir aktör olarak ortaya çıkmıştır.”

Sonuç olarak Türk Kızılayı, tüzüğünde geçen ifadeyle “Türk Kızılay Derneği” kamu yararına bir dernek olarak, tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, devletle ve devlet kurumları ile yakın işbirliği içerisinde Kızılay-Kızılhaç hareketinin bir üyesi olarak faaliyetlerine devam eden bir insani yardım örgütüdür.

0 yorum

Diğer Yazılar