Temsilin Söyledikleri: 1935’ten Bugüne Türkiye Siyasetinde Kadınlar - İLKE Analiz

Temsilin Söyledikleri: 1935’ten Bugüne Türkiye Siyasetinde Kadınlar

Melike Tozlu

Cumhuriyetçi kadroların yalnızca Türkiye siyasi tarihi için değil, 20. yüzyıl kadın hareketleri için de kilometre taşı sayılabilecek bir adım atmasıyla 8 Şubat 1935 tarihinde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir. Böylelikle Türkiye’de kadınların seçilme hakkının birçok Avrupa ülkesinden daha evvel tanınması, dönemin siyasi çevreleri için çoğu zaman bir iftihar kaynağı olarak görülmüştür. Bununla beraber geçen 87 yılda siyasette kadının temsili, elbette hegemonik iktidar alanlarının “müsaade verdiği” ölçüde ve biçimde, birçok farklı düzlemde tartışılmıştır. Ancak, bahsedilen temsile dair beklentilerin kökenlerini daha karmaşık ve tarihsel örüntü ve kanaatlerde aramak yerinde olacaktır. Sözgelimi, erken Cumhuriyet döneminde kadınlara tanınan haklar, dönemin makbul kadın temsilini pekiştirmeye ve yeni rejimin kendine meşruiyet alanı açmaya yönelik gayretlerinin uzantısı olarak değerlendirilmiştir.

Araştırmacıların “devlet feminizmi” şeklinde açıkladıkları bu yaklaşım, devletin kendi modernleşme ülküsü için politik bir hareketi araçsallaştırması manasına gelmektedir. Modern ulus-devletin gözetiminde hizalanan bu anlayış, kadınların kentli, ilerici ve devletçi bir kalıba uyumlandıkları ölçüde onaylanmaları ve hak elde etmeleri bakımından esasen oldukça sınırlayıcıdır. Belirli bir ideoloji etrafında bir araya gelmiş bireylerin, grup kimliklerini ürettikleri makbul kadın tahayyülü ve bu tahayyüle yaptıkları fiziksel/davranışsal yakıştırmalar üzerinden inşa etmeleri çok sık karşımıza çıkmaktadır. Kadınlara atfedilen bu “bayraktarlık” misyonu zamanla onların varoluşlarına yönelik bir tehdide dönüşmeye başlamakta, ayrıca siyasetten iş hayatına kadar bir dizi alanda eşitsizliklere ve dışlayıcı tutumlara yol açmaktadır. Bu tutumların siyasi arenadaki en ikonik ve çarpıcı örneklerinden biri hala daha hafızamızda yer edinen Merve Kavakçı olayıdır. Başörtülü olduğu için resmî ideoloji nazarında kabul görmeyen bir kadın temsili olan Merve Kavakçı’nın milletvekili seçilmesine rağmen yemin edemeden meclisten çıkartılması meselelerin esasen ne kadar problemli bir zeminde tartışıldığını göstermiştir.  Bunlarla beraber, her ne kadar menfaatçi ve şekilci saiklerden yola çıkıldığı varsayılsa da kadınlara seçilme hakkının bu denli erken bir tarihte tanınması Türkiye’deki kadın hareketinin çok önemli bir kazanımı olarak ele alınmaktadır (White, 2003).

Araştırmacıların “devlet feminizmi” şeklinde açıkladıkları bu yaklaşım, devletin kendi modernleşme ülküsü için politik bir hareketi araçsallaştırması manasına gelmektedir. Modern ulus-devletin gözetiminde hizalanan bu anlayış, kadınların kentli, ilerici ve devletçi bir kalıba uyumlandıkları ölçüde onaylanmaları ve hak elde etmeleri bakımından esasen oldukça sınırlayıcıdır.

Literatürde kadınların siyasal temsili üzerine yapılan çalışmaların çoğunun niceliksel ve niteliksel temsil kavramsallaştırmaları üzerinden gittiği görülmektedir.  Bu bağlamda ilkinde yasama organının ne yaptığından çok nasıl bir dağılıma sahip olunduğuyla ilgilenilirken, ikincisinde eylem öne çıkmakta ve temsil edilen grubun talepleriyle temsilcilerin faaliyetlerini buluşturmak esas alınmaktadır (İlter ve Bulut, 2020:168). Konuyla alakalı öncü kabul edilen araştırmacılardan Hanna Pitkin (1967) niteliksel temsili “temsil edilenlerin menfaatlerine duyarlı hareket etmek”, şeklinde tanımlarken, niceliksel temsili “ırk, cinsiyet, etnik köken gibi benzer özellikleri paylaşma suretiyle bir grubu temsil etmek, ancak onlar adına hareket etmemek” olarak tarif etmiştir (Koyuncu ve Sumbas, 2016:42). Bu iki temsil biçiminin hangi açılardan ortaklaştığı veya hangi yönlerden ayrıştığı, nasıl bir etkileşim içinde oldukları, birindeki artışın öbürüne ne biçimde tesir ettiği bahsedilen tartışmaların temeline yerleşmiştir. Niteliksel temsilin niceliksele galebe çaldığını öne süren argümanların yaygınlığı bir kenara, bu iki biçimin çoğu zaman iç içe geçtiğini ve yakınsadığını ifade etmek daha isabetli gözükmektedir. Bu doğrultuda Philips’e (2012:516) göre niceliksel temsilin yurttaşlık ve kapsayıcılık açısından sembolize ettikleri önemlidir; zira bu tip temsil kimin toplumun tam üyesi sayıldığına ve kimlerin sayılmadığına dair önemli ipuçları taşımaktadır.

Şekil 1. Cinsiyete Göre Meclisteki Temsil Oranlarının Yıllar İçindeki Değişimi (Yüzde), 1991-2020

Kaynak: TÜİK, İstatiksel Tablolar, Toplumsal Cinsiyet Göstergeleri

Şekil 2. Cinsiyete Göre Bakan Oranlarının Yıllar İçindeki Değişimi (Yüzde), 2008-2020

Kaynak: TÜİK, İstatiksel Tablolar, Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Göstergeleri Minimum Seti

Şekil 3. Küresel Bölgelere Göre Kadınların Ulusal Parlamentolardaki Oranları (Yüzde) ,2020

Kaynak: Inter-Parliamentary Union Parline, Global and regional averages of women in national parliaments

Kadınların parlamentodaki niceliksel temsilinin gidişatını tahlil edebilmenin başlıca yolu güncel verilerin karşılaştırılmalı ele alınmasıdır. Şekil 1’de görüldüğü üzere 1990’larda Türkiye’de kadınlar için tek haneli seyreden meclisteki temsil oranları, 2020’ye değin bir sene (2017) hariç hiç azalma eğilimi göstermemiş ve çift haneli sayılara yükselmiştir. Ancak 2020’de %17,3 olarak kaydedilen oran, küresel bölge ortalamalarının %85’inin gerisinde kalmaktadır. Inter-Parliamentary Union’ın Güney Avrupa bölgesi kapsamında değerlendirdiği Türkiye, kendi kulvarındaki ülkelerin ortalaması olan %31,1’e göre çok daha düşük bir temsil yüzdesine sahiptir. Öte yandan Şekil 2’ye bakıldığında Türkiye’de kadın bakanların oranının seneler içinde inişli çıkışlı bir seyir izlediği, ayrıca 2008 ve 2020 yılları arasında bahsedilen oranda 8,3 puanlık bir farkın mevcut olduğu göze çarpmaktadır. UN Women ve Inter-Parliamentary Union’ın iş birliğiyle hazırladığı, bakanlık makamlarındaki ve parlamentodaki kadınların küresel ölçekteki dağılımlarını gösteren haritaya göre Türkiye 193 ülke arasından bahsi geçen göstergeler için sırayla 140. ve 130. sıraya yerleşmiştir. Kabinedeki temsil oranın niceliksel yetersizliği bir yana, Türkiye’de kadınlara sunulan bakanlık makamlarının ekonomi, güvenlik, göç gibi yüksek politika addedilen alanlardan uzak; eğitim, aile, kültür gibi düşük politika olarak değerlendirilen sahalara yakın olduğu görülmektedir. Bu durumun kamuoyu ve yöneticiler nezdinde kökleşmiş cinsiyet ayrımcı kabullerin neticesi olarak ele alınması ve böylesi adaletsiz bir anlayışa zemin hazırlayacak eğilimlerden kaçınılması elzemdir. Sonuç olarak ülke çapında yıllara bağlı gözlemlenen artış trendi umut vadediyor gibi gözükse de temsil oranlarının bilhassa uluslararası bir mukayese yapıldığında yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır.  1935 yılında meclisinde kadın milletvekili bulunduran sayılı ülkelerden biri olmasına rağmen Türkiye’nin güncel tabloda temsiliyet oranı bakımından alt sıralara yerleşmesi üzerinde durulması gereken bir husustur.

Şekil 4. Mahalli İdarelerin Seçilmiş Görevlilerine İlişkin Bilgiler (Yüzde), 2019*

Kaynak: T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü, 2020 Yılı Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu

Türkiye’de kadın temsilinin zayıf kaldığı en belirgin alanlardan biri olan yerel siyaset, kurum ve mekanizmalarındaki baskın perspektiften ötürü çeşitli tartışmaların merkezinde olagelmiştir. Buna göre, yerel birimlerin erkekler için hem vatandaş hem yönetici düzeyinde çok daha erişilebilir hale getirildiği, böylesi bir işleyişin ise kadınları karar alma veya siyasete katılım süreçlerinde dışarıda bıraktığı ileri sürülmektedir (Koyuncu ve Sumbas, 2016). Konuyla alakalı verilere göz atıldığında (Şekil 4) mahalli yönetimlerde kadın temsilinin oldukça düşük seviyelerde seyrettiği görülmekte, bu da Türkiye’de yerel siyasetin mahiyetine yöneltilen eleştirilerin haklılık payı olduğunu düşündürmektedir. 2019 yılı seçim sonuçları esas alınarak oluşturulan tablonun işaret ettiği üzere Türkiye’de kadın büyükşehir belediye başkanı oranı %10, kadın büyükşehir ilçe belediye başkanı oranı %5 ve kadın il belediye başkanı oranı %2’dir.

Tüm bu sayısal göstergelerin ötesinde, Türkiye’de kadınların siyasi temsilinin derinlikli bir tahlili daha bütüncül bir bakışla mümkün gözükmektedir. Güneş-Ayata ve Tütüncü’nün (2008) bulgularının işaret ettiği üzere, kadın politikacılar mecliste azınlığı oluştursalar dahi uzlaşabildikleri ve ülkedeki kadın hareketi ile dirsek temasında bulunabildikleri ölçüde güçlü ve radikal hukuki kazanımlar (2002 Yeni Medeni Kanun ve 2004 Türk Ceza Kanunu gibi) elde edilebilecek potansiyele sahiptir. Ancak Türkiye’de müşterek siyasetin imkanlarının toplumsal ve politik yarılmalardan azade düşünülmeyeceği de bir gerçektir. Bu noktada, partilerin benimsedikleri katı disiplinin siyasal kültürü zenginleştirecek araçlara ket vurması, aday listelerinin küçük bir yönetici grup tarafından patronaj ilişkileri içinde belirlenmesi aksak bir zemin ortaya çıkarmaktadır. Partiler arası diyaloga alan açmayan disiplin geleneği, kadın siyasetçilerin ortak bir dayanışma zemini kurmalarının da önüne geçmektedir (Ayata ve Tütüncü, 2008:462). Kadın politikacıların parti değiştirmelerinin “siyasal intihar” (Ayata ve Tütüncü, 2008:465) addedildiği bir bağlamda yönetime bağlılığın ve itaatin öncelikli hale gelmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, kadın siyasetçilerin temsil misyonunun parti nezaretinde gerçekleşmesi veyahut gerçekleşememesi ne denli kısıtlı bir alana mecbur kalındığının göstergesidir. Bu hususta kadın siyasetçilerin hareket alanının erkek siyasetçilerin alanından bir hayli dar olması da eşitsiz örüntülerle inşa edilmiş bir işleyişin tabii yansımasıdır. Günümüzde bu eşitsizlikleri aşabilmek adına kota sistemi gibi modeller veya kritik eşik benzeri kavramlar ortaya çıkmıştır.  Özellikle kota sisteminin işlevselliğine dair Afrika ve Kuzey Amerika dahil birçok farklı coğrafyada yapılan muhtelif araştırmalar bu modelin politikaların sonuçlarını ve önceliğini, ayrıca karar alma mekanizmalarındaki dengeleri kadınlar lehine değiştirdiğini ortaya koymuştur. Fakat kritik eşiği yakalamış parlamentolarda kadınların ortak bir siyasi tutum etrafında bir araya gelmelerinin zorlaştığı, böylece kadın vekiller arasındaki birlik hissinin aşındığı eklenen bir bulgudur (İlter ve Bulut, 2020).

Partiler arası diyaloga alan açmayan disiplin geleneği, kadın siyasetçilerin ortak bir dayanışma zemini kurmalarının da önüne geçmektedir. Kadın politikacıların parti değiştirmelerinin “siyasal intihar” addedildiği bir bağlamda yönetime bağlılığın ve itaatin öncelikli hale gelmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, kadın siyasetçilerin temsil misyonunun parti nezaretinde gerçekleşmesi veyahut gerçekleşememesi ne denli kısıtlı bir alana mecbur kalındığının göstergesidir. Bu hususta kadın siyasetçilerin hareket alanının erkek siyasetçilerin alanından bir hayli dar olması da eşitsiz örüntülerle inşa edilmiş bir işleyişin tabii yansımasıdır.

Neticede, soruları çok daha temel ve eleştirel bir yerden sormaya başlamanın zihnimizde daha ufuk açıcı bir sürece vesile olacağı düşünülebilir. Örneğin, siyasetin özünün bu denli eril kod ve kanaatlerle örüldüğü bir sistemde kadınların mevcut düzene eklemlenmesi neye karşılık gelmektedir? Kadınların mezkûr düzenle pazarlık yapabildikleri müddetçe siyasi arenada var olabilmeleri, büyük ölçüde daraltıcı ve baskılayıcı bir bağlama hapsolmalarını da beraberinde getirmektedir. Buna binaen kadınların “kendileri için, kendi adlarına, kendi üsluplarıyla ve kendi dilleriyle” (Berktay, 2012:140), karşılarındaki yapısal bariyerlerin farkında olarak, dönüştürücü bir güç ile fikir, eylem ve siyaset üretmeleri teşvik edilmelidir. Siyasetteki temsil dahil olmak üzere kadınların birçok alandaki hak arama mücadeleleri partilerin projeci, popülizm kaygılı, sathi yaklaşımlarının ötesinde; hakiki biçimde kadınların taleplerini dert edinen bir perspektifle desteklenmelidir. Kamusal hayata, karar alma süreçlerine ve yönetim kadrolarına dâhiliyetin kadın ve erkekler için hakkaniyetli bir nitelik arz etmesi adil bir toplumsal tertibin başlıca gerekliliğidir.

KAYNAKÇA

Ayata, A. G., & Tütüncü, F. (2008). Critical Acts without a critical mass: The substantive representation of women in the Turkish parliament. Parliamentary Affairs61(3), 461-475.

Berktay, F. (2012). Patriyarkal Paradoks: Türkiye’de Kadın Politikacılar . Kadın Araştırmaları Dergisi , 0 (1), 137-140.

İlter, E., & Bulut, A. T. (2020). Türk Siyasetinde Kadının Niteliksel Temsili: Meclis Faaliyetleri Üzerinden Sayısal Bir Analiz. Siyasal: Journal of Political Sciences29(1), 165-188.

Koyuncu, B., & Sumbas, A. (2016, September). Discussing women’s representation in local politics in Turkey: The case of female mayorship. Women’s Studies International Forum, 58, 41-50.

Phillips, A. (2012). Representation and inclusion. Politics and Gender, 8(4), 512–518.

Pitkin, H. F. (1967). The concept of representation. Berkeley: University of California.

White, J. B. (2003). State Feminism, Modernization, and the Turkish Republican Woman. NWSA Journal15(3), 145–159.2

0 yorum

Diğer Yazılar