Post-Genomik Çağda Öjenik Yansımalar - İLKE Analiz

Post-Genomik Çağda Öjenik Yansımalar

Muhammed Erkan Karabekmez

14 Mayıs 2022’de Payton Gendron isimli 18 yaşındaki beyaz bir genç ABD’nin Buffalo şehrinde bir süpermarkette 13 kişiyi vurdu, bunlardan 11’i siyahtı; yani “rastgele” ateş açan bir cinnet hadisesi değildi. 10 kişiyi katleden Payton 180 sayfalık bir de manifesto yayınlamıştı. Mart 2019’da Yeni Zelanda’da bir camide yaptığı katliamı canlı yayınlayan, 51 kişinin katili Brenton Harrison Tarrant’a da selam veriyordu manifestosunda. Batıda, aşırı sağ içerisinde oldukça popüler olan Büyük Yerinden Etme Teorisi (“Great Replacement Theory”) ile bezeli manifesto, yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya (!) olan beyaz adamın derdini (!) uzun uzun anlatmasının yanı sıra enteresan detaylar da içeriyor. Bu detayları daha iyi çerçeveleyebilmem için önce biraz geçmişe gitmem ve “öjeni”den bahsederek başlamam gerekiyor.

“Öjeni” kelimesi ilk olarak Francis Galton tarafından ortaya atıldı. Darwin’in yarı-kuzeni ve belki de Darwin’den daha Darwinci olan Galton, Darwinizmin bayraktarlığını yaparak kuzeni öldükten sonra Darwinizmin itibarını oldukça yükseltti. Kalıtımda ilk istatistiksel çalışmaları da yapan Galton, “daha iyi gen” veya “daha iyi varoluş” anlamlarına gelebilecek öjeni kelimesiyle insanoğlunu, soy ıslahı yapılabilecek bir türe indirgedi. Adolf Hitler’e ilham veren de öjeni oldu, aslında “üstün ırk” olan ari ırkı kayırıp, sami ırkları, çingeneleri, akli geriliği olanları “itlaf” ederek insan türünü ıslah etmeye (!) çalışıyordu. Sonraları öjeni, holokosttan suçluların ve akli dengesi bozuk kişilerin kısırlaştırılmasına, oradan nüfus planlamasına kadar bir dizi “tür ıslahı” faaliyetinin genel ismi haline geldi. Kriminolojide de suçun biyolojik kökenlerine dair iddialar tam da bu dönemde yeniden parladı. Bu yaklaşımda suç bir tercih olmaktan çıkıp biyolojik zorunluluğa indirgenebiliyor ve bu durumda suçlunun ıslahı değil öjenik bir şekilde popülasyondan döllerinin izolasyonu (kısırlaştırma) daha makul bir önlem gibi görünmeye başlıyordu. Cahil (!) ve fakir halkın “tavşan gibi” üremesinden iğrenme ile bahseden sonradan görme modernlerin alkışlayacağı nüfus planlaması gibi politikaların da aslında arka planında öjenik refleksler mevcut. Hemen hepsi aynı kapıya çıkıyor; türün, popülasyonun, toplumun ıslahı biyolojik olarak üstün olanların kayırılması ve biyolojik olarak aşağı olanların eliminasyonu. Darwinizmin güçlü olanın ayakta kalmasını sadece “olan” olarak tasvir etmeyip aynı zamanda “makul” olarak ortaya koyması, öjeninin ideolojik formu diyebileceğimiz Sosyal Darwinizme meşruiyet kazandırmakta.

Kalıtımda ilk istatistiksel çalışmaları da yapan Galton, “daha iyi gen” veya “daha iyi varoluş” anlamlarına gelebilecek öjeni kelimesiyle insanoğlunu, soy ıslahı yapılabilecek bir türe indirgedi.

Materyalizmin ve pozitivizmin biyolojideki yansıması olan indirgemeci fizikalist yaklaşımların kaçınılmaz olarak bizi sosyal darwinizme götürüp götürmeyeceği tartışılabilir ancak şurası kolektif tecrübemizle sabit ki metafiziğe kapanan kapılar, insanoğlunun zihninde etik kurgularla sıvanamayacak çatlaklar açmakta. Enteresan bir şekilde 20. yy Marxist düşüncesi sık sık Darwinizmi burjuva sapkınlığı olarak yaftalayıp genetik belirlenimciliğin yerine çevrenin önemine vurgu yapan biyolojik ekollere yakın durmuştur (Lewontin, 1996; Karabekmez, 2021).

2000 sonrası postgenomik dönemde ise gerek epigenetik düzlemdeki gelişmeler (Kartal-Soysal, 2017) gerek biyoinformatik düzlemdeki gelişmeler (Karabekmez, 2020a) indirgemeci fizikalist biyoloji yaklaşımlarına büyük darbeler indirdi. Hatta biyolojinin fiziğin kalıplarına sığmasının mümkün olmadığı dillendirilmeye bile başlandı (Kauffman, 2019). Ancak tüm bunlara rağmen mekanik dünya tasavvurunun bir uzantısı olarak, yaşamı ve insanı birer fiziksel makineye indirgeyip genlerde tüm sorularının cevaplarını arama telaşında olanlar (Dawkins, 1976) varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Postgenomik çağda indirgemeci bir şekilde DNA’yı tüm nedenselliklerin temeline yerleştirmek bizi son derece eğlenceli çalışmalara götürebiliyor. İnsan davranışlarının genetik temellerine inip ideal eş bulmayı genetik bir çözüme kavuşturmaya çalışanlar bile karşımıza çıkabiliyor (Abdellaoui ve ark. 2021). Kısaca GWAS denilen (“Genome-wide association studies”) genom ölçeğinde ilintilendirme çalışmalarında genetik arka planı bilinen bir hastalık veya özellik açısından normal ve çalışmaya değer grupların bütün DNA’ları okunup aralarındaki farka delalet ettiğini varsayabileceğimiz istatistiksel örüntüler aranabiliyor. Yapılan çalışmalar bir yandan hemen hiçbir genetik hastalığın bile salt genetikle izah edilemeyeceğini gösteriyor olmasına rağmen insan davranışlarından homoseksüel eğilimlere, eğitim kapasitesinden zekaya, suç eğiliminden ahiret inancına kadar hemen her ayrımın cevabının DNA’da aranabileceğini varsayabilecek bir katı fizikalist için postgenomik çağda GWAS, İsviçre çakısı gibi bir işlev kazanabiliyor. Kanaatimce, nabza göre eğitim mühendisliği (“precision education”, “learning engineering”) gibi masumane kisvelerde karşımıza çıkabilen (Williamson, 2021) bu mekanik bakış açısı çok tehlikeli öjenik suların kenarlarında dolaşmakta. Bazen de GWAS, post-modern bir olgu olan homoseksüelliğe ironik bir şekilde belirlenimci biyolojik bir zemin kazandırılmaya çalışılırken (Sanders ve ark. 2017) araçsallaştırılmakta.

Nabza göre eğitim mühendisliği (“precision education”, “learning engineering”) gibi masumane kisvelerde karşımıza çıkabilen (Williamson, 2021) bu mekanik bakış açısı çok tehlikeli öjenik suların kenarlarında dolaşmakta.

GWAS, istatistiksel olarak karşılaştırılan iki grubun çalışma konusu dışındaki diğer tüm özellikler açısından homojen ya da kendi içlerindeki heterojenliği sönümleyecek genişlikte olduğu şeklindeki son derece naif varsayıma dayanmaktadır. Dolayısıyla sadece araştırdığınız olgunun ne kadar genetik, ne kadar epigenetik, ne kadar bağlamsal/çevresel olduğu konusundaki kötü varsayımlardan değil istatistiksel olarak da kaba genellemelerden muzdariptir. Oldukça faydalı bir metod olsa da, post-genomik veri-yoğun çağın ruhuna (Karabekmez, 2020b) uygun bir şekilde, taşıdığı öznellikler gözetilmeden kullanılması ideolojik ve tehlikeli olabilmektedir.

Eğitim becerisinin (“educational attainment”) genetik temellerine dair kapsamlı bir çalışmada (Lee ve ark. 2018) 1 milyondan fazla denek kullanılmış ve bazı genetik örüntülerin eğitim becerisini etkilediği öne sürülmüş. Bu makaleye binden fazla atıf gelmiş ancak Google Scholar’da taranmayan bir atıfı daha var o da Payton Gendron’un manifestosundan. 18 yaşındaki Gendron öldürdüğü siyahların sadece çoğalarak beyazları yerinden etmelerini tehdit olarak görmüyor aynı zamanda onları genetik olarak aşağıda, eğitim becerileri zayıf olarak konumlandırarak öldürülmeye müstehak ve hatta toplumun selameti için öldürülmelerini bir gereklilik olarak sunuyor. Aslında Gendron saydığım tüm bu tehditlerin ne ölçüde somutlaşabileceğini çok net bir şekilde gösteriyor. Irkçılık, yabancı düşmanlığı gibi sosyal problemler yüzyıllardır var. Bu tip motivasyonları olanlar çoğu zaman başkasının hayatına kastetmek için biyolojik veya bilimsel bir dayanak aramıyorlar. Ancak yine de bilimsel bir tutumun bizi nerelere sürükleyebileceğinin ayırdında olmamız gerekiyor. Batıda bu minvalde eleştirel sesler de yükseliyor (Harden, 2021). Konunun basit bir çılgınlık olmadığı ve eşitsizlikler yaratacak bir bilim dilinden uzak durulması gerektiği etik ve ahlaki bir ödev olarak hepimizin önünde duruyor.

Peki soya çekim, mizaçlar gibi bazı yadsınamaz realiteleri tüm bu hikayenin neresine konumlandıracağız? Sanırım bunun cevabı bu yazının sınırlarına sığmayacak ve başka bir yazıda cevabı aramam gerekecek.

Kaynakça

Abdellaoui, A., & Verweij, K. J. (2021). Dissecting polygenic signals from genome-wide association studies on human behaviour. Nature Human Behaviour, 5(6), 686-694.

Dawkins, R. (1976). The selfish gene. Gen Bencildir. Kuzey Yayınları 2020.

Harden, K. P. (2021). The genetic lottery: why DNA matters for social equality. Princeton University Press.

Karabekmez, M. E. (2020a). Sağlık alanında büyük veri (Ed. Ertin, H. ve Sandıkçı, T.), Yaşam Bilimlerinde Veri-Yoğun Çağ: Yeni Nesil Dizileme, İsar Yayınları, s. 11-23.

Karabekmez, M. E. (2020b). Salgın Günlerinde Toplumu ve Siyaseti Yeniden Düşünmek (Ed. A. Macit), Covid19 salgınında veri bilimini yeniden düşünmek, İlem Yayınları, s. 107-122.

Karabekmez, M. E. (2021). Biyolojinin solu. Seferber Dergisi, 23.

Kartal Soysal, E. (2017). Genetikten epigenetiğe: İnsan doğası kavramının biyolojik içerimleri. Ketebe Yayınları.

Kauffman, S. A. (2019). A world beyond physics: the emergence and evolution of life. Fiziğin ötesinde bir dünya. Ginko Bilim, 2020.

Lee, J. J., Wedow, R., Okbay, A., Kong, E., Maghzian, O., Zacher, M., … & Cesarini, D. (2018). Gene discovery and polygenic prediction from a genome-wide association study of educational attainment in 1.1 million individuals. Nature genetics, 50(8), 1112-1121.

Lewontin, R. (1996). Biology as ideology: The doctrine of DNA. İdeoloji olarak Biyoloji. Kolektif Kitap, 2015.

Sanders, A. R., Beecham, G. W., Guo, S., Dawood, K., Rieger, G., Badner, J. A., … & Martin, E. R. (2017). Genome-wide association study of male sexual orientation. Scientific reports, 7(1), 1-6.

Williamson, B. (2021). Digital policy sociology: Software and science in data-intensive precision education. Critical Studies in Education, 62(3), 354-370.

0 yorum

Diğer Yazılar