Türkiye'nin Verimlilik Düzeyi Nasıl Yükseltilebilir? Vasat İnsan Tuzağından Kurtulmak - İLKE Analiz

Türkiye’nin Verimlilik Düzeyi Nasıl Yükseltilebilir? Vasat İnsan Tuzağından Kurtulmak

Mahmut Demirkıran

Verimlilik kavramı çok boyutlu ve karmaşık olup, bir sürecin sonundaki performans düzeyini ifade eder. Verimlilik kavramının, sadece bir girdi ve çıktı ilişkisi olmaktan uzaklaştığı günümüzde sektörleri ve ülkelerin verimliliklerini karşılaştırma noktasında verimliliği ve verimliliğin ölçülmesini doğrudan etkileyen çeşitli faktörler söz konusudur. Ülkelerin verimliliğinin, girişimcilerin verimlilik ve yetkinlik düzeyleri ile ilişkili olması ve onların performanslarının, ülkelerin verimlilik ve etkinlikleri üzerinde etkisi bulunmaktadır. Ayrıca insan kaynakları etkinliği bakımından örgün ve yaygın eğitim kurumlarının yetkinlikleri de verimlilik ile ilişkilidir. Verimlilik kavramına ilişkin göstergelerin ülkelerin verimlilik karşılaştırmalarında yeterli olduğu kabul edilerek, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) başta olmak üzere Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün sağlamış olduğu verimlilik istatistikleri değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, temel tespitler şu şekilde ifade edilebilir: G7 ülkeleri ile yapılan karşılaştırmada, Türkiye ve Rusya’daki kişi başına ortalama çalışma saatlerinin G7 ülkelerine kıyasla hayli yüksek olduğu dikkat çekmektedir. Nitekim kişi başına ortalama çalışma saati Almanya’daki süreye göre Türkiye’de %38, Rusya’da ise %42 civarında daha yüksektir. Çalışma sürelerindeki bu çarpıcı farklılığın karmaşık bir sürecin sonucu olduğu açık olup, sırf işgücünün nitelik farklılığıyla açıklanamayacağı söylenebilir. Türkiye ve Rusya gibi gelişmekte olan ülkelerde istihdam edilen kişi başına ortalama çalışma saati gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde, çok çalışma ile verimliliğin ters ilişkili olduğu görülmektedir.

Kişi başına ortalama çalışma saati Almanya’daki süreye göre Türkiye’de %38, Rusya’da ise %42 civarında daha yüksektir. Çalışma sürelerindeki bu çarpıcı farklılığın karmaşık bir sürecin sonucu olduğu açık olup, sırf işgücünün nitelik farklılığıyla açıklanamayacağı söylenebilir. Türkiye ve Rusya gibi gelişmekte olan ülkelerde istihdam edilen kişi başına ortalama çalışma saati gelişmiş ülkelerle mukayese edildiğinde, çok çalışma ile verimliliğin ters ilişkili olduğu görülmektedir.

Türkiye’de kişi başına düşen GSYH, 2003 yılından itibaren ABD’deki düzeyin giderek artan bir oranına karşılık gelmektedir. Dolayısıyla, Türkiye 2003 yılından itibaren ABD ekonomisi ile karşılaştırıldığında, göreli performansı artan bir ekonomidir. Türkiye’de 2013 sonrasında kişi başına ortalama çalışma saatinde bir düşüş olmamakla birlikte, kişi başına düşen geliri ABD’de kişi başına düşen gelirin yüzdesi olarak artış göstermektedir. Türkiye’de çalışan kişi ve çalışılan saat başına düşen GSYH’deki değişim trendi incelendiğinde gerek ulusal ve bölgesel gerekse küresel düzeyde yaşanan 1999, 2001 ve 2008-2009 krizlerinin olumsuz etkileri bariz şekilde gözlenmektedir. Kişi başına ve saat başına düşen GSYH serileri arasında %83 düzeyinde pozitif bir korelasyon söz konusudur. 1995-2020 aralığında kişi başına düşen GSYH ortalama %3,3, çalışılan saat başına GSYH ise ortalama %3,2 oranında büyüme göstermiştir. İki gösterge arasındaki doğrusal trend beklenen bir ilişki olmakla birlikte, 2010-2018 arasında kişi başına düşen gelirdeki büyümenin nispeten daha yüksek seyretmesi, işgücü verimliliğinde göreli bir artış eğiliminin güçlü olmadığına işaret etmektedir.

Sermaye yoğunluğu ile işgücü verimliliği arasındaki pozitif korelasyon yaygın gözlemlenen bir olgudur. Üniversite eğitimi çağındaki kişilerin oranı ile çalışılan saat başına düşen GSYH’yi ifade eden işgücü verimliliği arasındaki doğrusal ilişki gelişmiş ülkelerde bariz şekilde gözlenmektedir. Söz konusu doğrusal ilişki Türkiye bakımından da geçerlidir. Türkiye’de hâlihazırda üniversite eğitimi görenlerin yarıdan fazlası açık öğretim programlarına kayıtlıdır. Örgün eğitim ve açık öğretim programlarının işgücü piyasasındaki verimlilik karşılaştırmasının farklı olup olmadığı önemli bir konudur. Ancak, her iki tür eğitim sisteminin birbirinin ikamesi olmaktan ziyade birbirini destekleyen ve besleyen boyutlarının giderek daha fazla öne çıktığı söylenebilir (Toprak, Kolat, Şengül ve Erdoğan, 2019).

Uluslararası dolar cinsinden ölçülen kişi başına düşen milli gelir ile çalışılan saat başına düşen GSYH arasında beklendiği gibi pozitif bir korelasyon söz konusudur. Ülkenin gelişmişlik düzeyi arttıkça bu korelasyon da güçlenmektedir. Türkiye, doğal kaynak zengini bir ülke veya rekabetçilikte dünyada önde gelen bir ekonomi olmadığı için, kişi başına düşen gelir ile işgücü verimliliği ilişkisinin gelişmiş ekonomilere kıyasla ılımlı düzeyde olması olağandır. İşgücünün teknolojik hazır bulunuşluğu, eğitim düzeyi, ülkedeki girişimcilik özgürlüğü ve yenilikçilik kültürüyle yakından ilişkilidir. İş yapma kolaylığı, mevzuatta tanımlı iş yapma tarzları, üniversite-sanayi iş birliği, uygulama bazlı yükseköğrenim ve iş dünyası ekosisteminin tasarım ve işletim modeli yükseköğrenim ve verimlilik ilişkisini güçlü şekilde etkilemekte ve biçimlendirmektedir.

Sonuç itibariyle, verimlilik düzeyi, çok farklı boyutları olan birçok farklı değişkenin etkileşimini kapsayan bir süreç sonunda ortaya çıkar. Dolayısıyla teknoloji, insan kaynağı, iş ve ticaret mevzuatı, yönetişim modeli, mülkiyet güvenliği ana faktörler olarak verimliliği etkilerken; demokrasi, insan hakları, fikir özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi çağdaş dünyada bir nevi tabu haline gelen kavram ve süreçler, birinci gruptaki faktörler için altyapıyı oluşturma bakımından kritik önemdedir. Türkiye’nin hem birinci hem de ikinci kategorideki faktörler bakımından iyileştirmeye büyük bir ihtiyacı olduğu söylenebilir.

Verimlilik düzeyinde etkili faktörler arasında şüphesiz en önemlisi insan kaynağıdır (Lee ve Lee, 2016). Diğer faktörlerin organize edilmesi, sistemin tasarımı, süreç yönetimi, yönetişim modelinin kurgusu gibi altyapıya ilişkin bütün çabaların hem tasarımcısı hem de işleticisi insan kaynağıdır. İnsan kaynağının en önemli mecrası da eğitim kurumlarıdır. Günümüzde beceri ve yetkinlik odaklı eğitim büyük bir öncelik kazanmıştır. Türkiye üniversiteleri başta olmak üzere her düzeydeki eğitim kurumunun, beceri ve yetkinlik odaklı eğitim modelini benimsemesi ve örgün ve yaygın eğitim ile serbest öğrenmeleri bütünleştirecek, aralarında geçişlere imkân verecek mekanizmaları kurgulaması büyük bir ivedilik göstermektedir. İnsan kaynağı bakımından ivedilikli ikinci husus, siyasi sistem tasarımı ve temel hak ve özgürlüklerdir.

İktisatta bileşik kaplar metaforuna sıklıkla başvurulur. Siyasi özgürlüğü olmayanın, ekonomik ve girişimcilik özgürlüğü ile özgünlüğü de olmaz. Bir konuda korkan bir girişimci ve fikir adamı her konuda korkar hâle gelir. Rüşvet, yolsuzluk, kayırmacılık, girişimci ve yenilikçi ruhu öldürür, sistemi kısırlaştırır ve bir bütün olarak ülkenin geleceğini karartır. Çeşitli kuruluşların özgürlük, yenilikçilik, rekabetçilik, verimlilik, iş yapma kolaylığı düzeyi, demokrasi performansı, esenlik hali gibi konulardaki endeksleri ve göstergeleri birlikte değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanların farklı göstergeler itibariyle ne denli uyumlu fotoğraflar verdikleri görülecektir. Örneğin, siyaset alanındaki özgürlükler sadece bir oy verme veya istediğini seçme ile sınırlı olmayıp, toplumun kültür ve alışkanlıklarının biçimlenmesinde ve yenilenmesinde kritik etkisi olan, toplumun geleceğine ilişkin biçimlendirmeleri etkileyecek bir olgudur.

Dijitalleşmenin getirdiği yeni imkânlar sadece Türkiye için değil, bütün dünya için alınacak mesafeleri kısaltmıştır (Ahmad, Reinsdorf & Ribarsky, 2017; Ahmad & Schreyer, 2016). Türkiye’nin yavaş ilerlemesi, nispi olarak geride kalmasını hızlandıracak ve gelişmiş toplumlarla olan mesafesini artıracaktır. Cari fiyatlarla döviz cinsinden kişi başına düşen gelir ve ulusal gelir düzeyi bakımından Türkiye, 2021 yılında 2007 yılı seviyelerine düşmüş durumdadır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin tek paraya geçişlerinin arkasındaki dinamikler, bize yönetemeyeceğimiz ve hakkını veremeyeceğimiz bir alanda faaliyet göstermenin ne denli sorunlu sonuçlara yol açtığını gösterecek derslerle doludur. Türkiye, son iki asırdır ulusal parasının itibarını, çok kısa süreli ara dönemler hariç, koruyamamıştır. Ekonomik değer ölçüsünün bu denli istikrarsız, dalgalı ve kontrolsüz olduğu bir ülkede hem riskler hem de belirsizlikler artmaktadır. Bu da ekonomik aktörlerin yatırım, üretim, tüketim ve gelecek planlarını baltalayacak ve miyop olmalarına yol açacak bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.

ÖNERİLER

•  Siyasi sistem tasarımı ve özgürlükler, insan kaynağının sahip olması gereken yeni nesil beceri ve yetkinlikler, yeni üretim ve iş modellerindeki sermaye ve teknoloji yoğunluğu ve dijitalleşmenin ivmelendirdiği toplum 5.0 ve endüstri 4.0 tartışmaları, Birleşmiş Milletler’in giderek daha fazla öne çıkardığı sürdürülebilir kalkınma hedefleri sadece hükümetlerin değil, şirketlerin, eğitim kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının da öncelikleri arasına girmelidir.

• Verimlilik, basit bir girdi çıktı ilişkisi olmaktan uzun süredir çıkmış durumdadır. Yeni standartlar, yeni yaklaşımlar ve iş modelleri, sanal dünya ile fiziki dünyanın bütünleşmesi ve sınır aşan beyin sirkülasyonu olguları, bütün ağırlığı ve ivediliğiyle Türkiye kurumlarının ana gündemi olmayı hak etmektedir.

• Vasat insan tuzağı olgusunun belirgin bir şekilde hissedildiği ve içine düştüğümüz darboğazı açıklamada başlıca faktör olduğu günümüzde, gelişmiş dünyanın yolu bizim de yolumuz olmalıdır.

Vasat insan tuzağı olgusunun belirgin bir şekilde hissedildiği ve içine düştüğümüz darboğazı açıklamada başlıca faktör olduğu günümüzde, gelişmiş dünyanın yolu bizim de yolumuz olmalıdır.

• Dijitalleşmenin bir devrim niteliğinde dönüştürücü olarak işlev gördüğü günümüzde, akıllı teknolojiler ile yeni üretim ve iş modellerinin ön plana çıkarılmasında, ekosistemde yer alan kamu yönetimlerinin yanı sıra işletmeler ile eğitim ve sivil toplum kuruluşları da proaktif rol almalıdır.

• Nitelikli insan kaynağı argümanını zayıflatan vasat insan tuzağı tehlikesinden çıkmak için meritokratik tasarım ve işletim öncelenmelidir.

• Türkiye üniversiteleri başta olmak üzere her düzeydeki eğitim kurumunun beceri ve yetkinlik odaklı eğitim modelini benimsemesi ve örgün ve yaygın eğitim ile serbest öğrenmeleri bütünleştirecek, aralarında geçişlere imkân verecek mekanizmaları kurgulamalıdır.

• İnsan kaynağı bakımından önem taşıyan ikinci husus olan siyasi sistem tasarımı ve temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi için ulusal ölçekte bir çıkış stratejisi belirlenmelidir.

Bu yazı İLKE Vakfı’nın yayınladığı Prof. Dr. Metin Toprak ve Ar. Gör. Mahmut Demirkıran tarafından yazılan “Türkiye’nin Verimlilik Düzeyi Nasıl Yükseltilebilir? Vasat İnsan Tuzağından Kurtulmak” başlıklı politika notundan derlenmiştir. Politika notunu okumak için buraya tıklayın.

0 yorum

Diğer Yazılar