İslam Coğrafyasında Müşterek Sinema İmkânı Üzerine Notlar - İLKE Analiz

İslam Coğrafyasında Müşterek Sinema İmkânı Üzerine Notlar

Yusuf Ziya Gökçek

“İslam Coğrafyası”, henüz bir ittifak sağlanmış olmasa da en yaygın şekilde Müslümanların sayıca yoğun olduğu ya da İslam’ın yaygın ve toplumsal olarak belirleyici bir konumda olduğu toplulukların yaşadığı yerler olarak tanımlanmaktadır. Ancak sömürgeci tahakkümün oluşturduğu nüfus hareketlilikleri, köle ticareti, sosyo-ekonomik eşitsizlikler sebebiyle “zengin kuzeye” göç gibi etkenlerden kaynaklı olarak Müslüman nüfus dağılmakta ve dolayısıyla etkinlik alanları genişlemektedir.

Pew Araştırma Merkezinin (PRC) yayımladığı “Dünya Dinlerinin Geleceği: Nüfus Artış Öngörüleri 2010 – 2050” adlı çalışmada çizilen projeksiyonda günümüzde 6,9 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarını oluşturan Müslüman nüfusun daha da artacağı ve dünyanın pek çok bölgesinde etkin birer nüfuz alanları oluşturacaklarına ilişkin öngörüler bulunmaktadır. Günümüz dünyasında nüfusun yaklaşık yüzde 23’ü Müslümanlardan oluşmakta, Müslümanların önemli kısmının yaşamında tabi oldukları dinin müessir bir saik olduğu görünmektedir. Bu da bir değere tabiiyeti, bu değer üzerinden ifadeyi beraberinde getirmektedir. Önemli rakamlarla belirtilen Müslüman nüfusun önemli kısmı, Asya, Afrika ve Balkanlar’da bulunmaktadır.

İslam’a öncelikle bir coğrafya tayin etmek 20. yüzyıl sonrası güçleşmektedir. Bu zorluğun kendisi işgal ve iç savaşların varlığıdır. İşgaller ve iç savaşlar neticesinde çok sayıda Müslüman dünyanın farklı yerlerine göç etmiştir. Bu göçlerle birlikte Müslümanların farklı imparatorluklarla oluşan Müslüman nüfusun hinterlandı aynı kalarak farklı coğrafyalara genişleyen bir ağı da içermektedir.  Sinema bu ağı hem oluşturmaya çalışan, dağıtan bir güç olarak pek çok Müslüman yönetmenin bilinç gerektirmeden dahil oldukları bir kültürel örüntüdür. “Müslüman yönetmen” ifadesi itikadi bir tavrı gerektirmektedir ancak İslam coğrafyasında bulunan bir yönetmen aslında Müslüman olmasına bakılmaksızın bu ağ içinde kendine yer bulur. Dine karşı ya da dinin içinden gelişen bu ifade aslında coğrafyada esasa ilişkin bir tavrı göstermekte; sinema coğrafyada etkili bir ortaya koyma biçimi olarak tasavvur edilmektedir.

Sinema literatürüne bakıldığında Müslüman ülkelerdeki sinemalar, “Üçüncü Sinema”, “Üçüncü Dünya Sineması”, “Periferi Sinemaları” başlıklarında tasnif edilirken “Müslüman Sinema” tasnifi pek görülmemektedir.

İslam coğrafyasında sinemanın tarihi, böylesi bir adla ve kapsamla dünya sinema literatüründe inceleme konusu edinmemiştir. Sinema literatürüne bakıldığında Müslüman ülkelerdeki sinemalar, “Üçüncü Sinema”, “Üçüncü Dünya Sineması”, “Periferi Sinemaları” başlıklarında tasnif edilirken “Müslüman Sinema” tasnifi pek görülmemektedir. Üçüncü Sinema ve Üçüncü Dünya sinemaları belirli bir dönemsel bir süreci kapsadığından dolayı tarihsel ve ideolojik bağlamı sınırlandırılmıştır.

Bu sınırlama araştırma nesnesinin boyutlarını kolaylıkla ele almanın yanı sıra esasında zımnen Batı dışı sinemalar deme kolaylığını da içinde barındırmaktadır. İslam coğrafyasında sinemanın belirli başlıkla inceleme konusu edinilmesinde temel amaç, küresel durumlarda benzer bir konumda durmasından dolayıdır. İslam coğrafyasında gördüğümüz rejim değişimleri, paradigmatik dönüşümler, yeni bilme biçimleri, değişen ekonomik anlayış, toplumsallığın oluşma biçimleri benzerlikler taşımaktadır. Şöyle ki sinematograf icat edildiğinde aletin kendisi kısa bir zaman içerisinde dünyanın çeşitli coğrafyalarına gönderilmişti. Bu aynı zamanda sinemanın kapitalizmle ilişkisini gösteren en büyük emarelerdendir. Konunun bizi ilgilendiren tarafı İslam coğrafyasında sinematografla ilişkinin hem heyecan hem de tereddüt doğuran tepkileridir.

Moderniteye bir gelişme umudu ya da kötümserlik şerhi arasında bir bakış sinemanın da kaderini erken dönemde şekillenmesine neden oldu.

İslam coğrafyasında sinema, genellikle kitlelerin bir değer ve büyük bir işlev addettiği, sorunların bir kısmının çözülebileceğine ilişkin inancı arttıran, arzu edilenin gereğini şimdilik yapmayan ancak yapması beklenen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Sinema, Müslüman coğrafyaya bir tartışma sorusu olarak girdi. İlk tartışma bir hedef ile ilişkiliydi.  Meseleye iyimser yaklaşanlar modernitenin bir tamamlayıcısı olarak sinemaya, bazen radikal bazen de naif bir ikmal aracı olduğu yönünde bir anlayış geliştirdi. Ancak moderniteyi bir yerinden etme sorunu olarak görenler ise sinemanın yozlaştırıcı etkisi olduğunu düşünmekteydi. İslam coğrafyası, Batı dışı coğrafyayı kendi kimliğini inşa ederken duyduğu bir imgeler toplamı olarak görürken Batı dışı ülkelerin “gelişme” tecrübelerinde görülen ulusal kimliği koruma önceliğiyle devam eden modernleşme hem bir fırsat hem de sorun oluşturuyordu. Modernite, Batı’daki gelişmeleri yakın mesafeden takip eden ülkeler için ikircikler, karşıtlıklar cenneti/ cehennemiydi. Moderniteye bir gelişme umudu ya da kötümserlik şerhi arasında bir bakış sinemanın da kaderini erken dönemde şekillenmesine neden oldu.

Müslüman toplumlarda sinematografın nasıl kullanacağı bilgisinden yoksun olma durumu aynı zamanda aidiyet kurdukları düşünsel zeminin buna müsaade edip etmeyeceği konusuyla yakından ilişkilidir. Sinematografa ilişkin yorumlar henüz ulemanın asli meselelerinden olmamakta, bu yalnızca belirli bir sınıfsal, dinsel bir grubun sahip çıktığı bir konu olarak kendini göstermektedir. Örneğin Pera gibi levanten bölgesinde yaşayanların “ortalama frenk” zevkini paylaşan insanlardan oluşması, bu konuyu çetrefilli hale getirmektedir.  Zira sinema bir benzeme sorununa dönüşmektedir. Bu çekinik durumun benzeri İran’da ve Mısır’da da görülmektedir. Batılı zevkin görünür olduğu ve tutunduğu yerler, caddeler, onun geniş halk kitleleri ve kanaat önderleri arasında güçlü bir sorun oluşturmaktadır. Bu durum bu ülkelerde sinemanın daha çok gayrimüslimlerin elinde genişlemesine adı konmamış bir biçimde olanak vermektedir. Mısır’da Kıpti oyuncuların, Türkiye’de kanto oyuncularının bulunması da bu durumu pekiştiren örneklerdir.

Hem bir Batılı icadın mümessili hem de içerik üreticisi olmak aynı zamanda kültürel sermayeyle ilgili bir durumdur.

Seküler bir eğlence biçiminin görüldüğü yerlerde oluşan damar Müslüman seyirci ve yönetmenlerin çok sonra ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ülkelerde aynı zamanda daha önce siyasal ve askerî reform düzeyinde dümen kırılan Batı ile ilişkiler neticesinde ya ülkelerinde Batılı eğitim anlayışına sahip okullarda, ya da yabancı misyonun kurduğu, hâkim olduğu okullarda eğitim alan elitler ya da doğrudan yurt dışında eğitim alan entelektüeller aracılığıyla gelişmektedir. Örneğin Mekteb-i Sultani, İstanbul Erkek ya da Robert Koleji ya da Mısır’daki Kahire Amerikan Üniversitesinde eğitim alan entelektüeller sinemayı oluşturan pek çok yapıda, senaryoda ve mizansende etkin bir rol üstlenmektedir.

Elit meselesi önemli bir meseledir. Zira hem bir Batılı icadın mümessili hem de içerik üreticisi olmak aynı zamanda kültürel sermayeyle ilgili bir durumdur. Bu sermayenin koşullarını salt ekonomi oluşturmamakta; aynı zamanda sanatçı çevresinin de bu tür tanışıklıklara el vermesiyle mümkün olmaktadır. Sinematografin yaygınlaşma tarihi İslam coğrafyasının en kritik dönemlerine denk gelmekte, imparatorluklar çağı yerini yeni ulus devletlere ve sömürgecilere karşı yeni savaşlara gebelik eden dönemde başlamaktadır. Sinema burada yeni kurulan devletin yöneldiği ideolojik programa daha uyumlu bir unsur olarak yer almaktadır. Ancak sinema hâlen devletin yön vermediği, kontrol ettiği bir varlık olarak yaşamaya devam etmektedir. Coğrafyada etkin olan ülkelere bakıldığında, ki bu ülkeler üretim sayıları, yön vermeleri itibariyle de tarihsel olarak öncü olan Mısır, İran ve Türkiye devlet organizasyonu sinemayı ödüllendirmekte, kendi kültür bakanlıklarının ayırdıkları bütçelerle filmlere değişen oranlarda katkıda bulunmaktadır.

Cannes, Venedik ve Berlin gibi önemli festivaller, İslam coğrafyasında film dilinin belirli biçimlerinin olması yönünde bir baskı gücü oluşturmalarının yanı sıra tematik bir hassasiyet oluşturmaktadır.

Ancak bu coğrafyada varlığını hissettiren en önemli bir başka unsur Batı’daki festival, festivalde etkin olan estetler/jüriler, yapım fon destekleridir.  Cannes, Venedik ve Berlin gibi önemli festivaller, İslam coğrafyasında film dilinin belirli biçimlerinin olması yönünde bir baskı gücü oluşturmalarının yanı sıra tematik bir hassasiyet oluşturmaktadır. Örneğin cinsel, dinsel, etnik azınlık(lar) ve bunlara yönelik baskılar, film yönelimini de pek çok açıdan beslemekte, festivallerin politik bir yönelimi desteklemesi açısından da önemli numuneler olmaktadır. İslam coğrafyasında sinemanın müşterekliği tartışmalarının önünü açacak en önemli zemin kendi ürettikleri festivalleridir. Ancak bu festivallerle birlikte, yeni bir estet/jüri, Batı dışı fonlar, kendine özgü konular ve tartışma imkânları oluşacaktır. Elbette bu festivaller, İslam coğrafyasında fazlasıyla bulunmaktadır. Ancak bazıları yeterince küreselleşmemiş, bazıları da Cannes, Venedik gibi önemli festivallerin tekrarı gibi görünmekte, benzer film listeleriyle görücüye çıkmaktadır.

İslam coğrafyasında dijital yayın mecralarının etkin olması da tıpkı yabancı ve güçlü festivallerin yaptığına benzer bir etkide bulunmaktadır. Örneğin Netflix, Ortadoğu, Afrika vb. kategorilerde pek çok filmi ilgili ülkelerdeki yönetmene çektirmekte, ancak yönetmenlerin çoğuna beklentilerine uygun bir şekilde kendi film dili ve temasına uygun bir filmi üretmeleri konusunda yönlendirmektedir.  Bu yönüyle devlet desteklerinin sınırlı kaldığı ya da etkin olmaya çalıştığı, özel müteşebbisin ise pek çok açıdan desteklemediği bir durumda filmlerin çeşitlenmesi, özgün konuları çekme olanaklarının daralması anlamına gelmektedir.

İslam Coğrafyası menşeili filmlerin etkin bir güç olması, toplumsalı yakalaması tarihsel açıdan pek çok kez görülmekle birlikte yeniden etkin bir güç olması için müşterek güçlü bir festival ve onun oluşturduğu gündemlerin olması, devlet desteklerinin arttırılması, özel müteşebbisin sinema vergilerinin azaltılması ve ortak yapımlarının çoğalması gerekmektedir.

***

Editör Notu: Bu metin Müslüman Dünyada Fikri Birikimler Bülteni’nin 21. sayısında yayımlanmıştır. Müslüman dünyadaki entelektüel gündemi her ay okuyucularına sunan Müslüman Dünyada Fikri Birikimler Bülteni yayınlarına buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum

Diğer Yazılar