Başkalarının Çıkarları İçin Harekete Geçmek - İLKE Analiz

Başkalarının Çıkarları İçin Harekete Geçmek

Yeni bir ahlaki politik ekonomi, herkes için gelişmeyi sağlamak üzere kapitalist demokrasiyi revize edecektir. Politik ekonomiğin ilkeleri, insanların karşılıklılık ve işbirliğinden fayda sağlayan sosyal hayvanlar olduğunun kabul edilmesine dayanır. Prososyal davranışı kolaylaştıran ve ortak çıkarların farkındalığını engelleyen ırksal, siyasi ve diğer türlü bölünmelerin üstesinden gelen stratejileri ve yönetişim düzenlemelerini harekete geçirmeye dikkat edilmesini savunuyoruz. Üyelerinin hedeflerini ve kaderlerini iç içe olarak algıladığı daha büyük, çeşitli ve birbirine bağlı bir kader topluluğunu destekliyoruz.

Dünya bir geçiş süreci yaşıyor. Teknolojide, ekonomide, insanların çalışma ve yaşama biçimlerinde meydana gelen değişiklikler nedeniyle hem kapitalizmin hem de demokrasinin siyasi ve ekonomik temelleri aşınıyor. Kaybettiklerini düşünen insanlar seslerini duyurmak için harekete geçiyor. On dokuzuncu yüzyılın başlangıcından bu yana -Amerikan demokrasisinin kuruluşu, Fransız Devrimi, modern kapitalizm ve sömürgeciliğin yükselişiyle birlikte- içinde yaşadığımız sistemlerin yeniden düşünüldüğü ve yenilendiği pek çok an yaşandı. Şimdi de böyle bir anın içindeyiz.

Ve bu her iki şekilde de olabilir. Reaksiyoner hükümetler ve faşizm hâlâ mümkün olmakla beraber; halkı daha iyi duruma getirecek, gezegenimizi ve üzerinde yaşama kabiliyetimizi koruyacak, daha eşitlikçi, adil ve etkili bir demokrasi kuracak bir değişim olasılığı da mevcuttur.

Dædalus’un bu sayısının amacı, daha iyi bir dünyanın nasıl yaratılabileceğine dair bazı önemli fikirleri vurgulamaktır. Ortak görevimiz, kapitalist demokrasinin gözden geçirilmiş bir biçimini sunan, herkesin gelişmesini sağlayan, ortaklaşa sahip olunan ve önem verilen değerleri gerçekten temsil eden ancak farklılıkları tanıyan ve saygı duyan bir ahlaki politik ekonomik çerçevesi oluşturmaktır. Böyle bir çerçevenin geliştirilmesi, Stanford Üniversitesi Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde (CASBS) yürütülen ve bu kitabın da yararlandığı Ahlaki Politik Ekonomi programının amacıdır. Program, farklı düşünürlerin fikirlerini ve bilgeliklerini bir araya getirmektedir. Kolektif çabamızın ilkelerinden biri, kapitalist demokrasinin yeniden şekillendirilmesi gibi önemli bir konunun disiplinler ve sektörler arası bir çaba olması gerektiğidir. Geçmişte bu konu neredeyse sadece ekonomistlerin ellerine bırakılmıştır; onlar önemli katkılarda bulunmuşlardır ancak tek otorite değillerdir.

Ortak görevimiz, kapitalist demokrasinin gözden geçirilmiş bir biçimini sunan, herkesin gelişmesini sağlayan, ortaklaşa sahip olunan ve önem verilen değerleri gerçekten temsil eden ancak farklılıkları tanıyan ve saygı duyan bir ahlaki politik ekonomik çerçevesi oluşturmaktır.

Elbette ahlaki bir politik ekonomiyi ilk savunan biz değiliz.[1] Daha adil ve daha kapsayıcı bir politik ekonomiye giden bir yol haritası sunma çabasında da yalnız değiliz. Böyle bir değişime duyulan ihtiyaç konusunda farkındalık giderek artıyor ve buna ek olarak William ve Flora Hewlett Vakfı tarafından finanse edilen başka projeler de ortaya çıkmaktadır.[2]

Margaret Levi ve Federica Carugati, A Moral Political Economy adlı kitaplarında bugüne kadarki düşüncelerin bir kısmını özetlemekte ve daha sonraki çalışmalar için kılavuzlar oluşturmaya çalışmaktadır. Argümanları basittir. İlk olarak, politik ekonomik çerçeveler teknolojik, politik, ekonomik, demografik ve ideolojik dönüşümlere yanıt olarak zaman içinde değişir. Bu, genellikle beceriksizce neoliberalizm olarak adlandırılan mevcut politik ekonomik çerçevenin ne doğal ne de değişmez olduğu anlamına gelir.

İkinci olarak, yeni bir ahlaki politik ekonominin yaratılması, teorisyenlerin homo economicus gibi artık bilimsel olarak geçerli olmayan varsayımları bir kenara bırakmalarını ve bunların yerine insanları sosyal hayvanlar olarak kabul eden bir insan davranışı modeli ortaya koymalarını gerektirir. İnsanlar bilinçli ve sınırlı bir şekilde rasyonel hayvanlardır, evet ancak aynı zamanda düşüncelerini ve eylemlerini şekillendiren sosyal bağlantılarla da iç içedirler.

Üçüncü olarak, yeni bir ahlaki politik ekonomi, bir toplumun kolektif hedeflerini ve başarı ölçümlerini yeniden düşünmek anlamına gelir. Bu, yapısal kısıtlamaları ihmal eden bireysel başarı ideolojisinden ve eşitsiz zenginlik ve refahı göz ardı eden GSYİH gibi ölçümlerden uzaklaşmak anlamına gelir. Jenna Bednar’ın bu ciltte ortaya koyduğu gibi, ırk, cinsiyet, din, milliyet ve tarihsel olarak siyasette, pazarda ve istihdamda eşitsiz vatandaşlık sağlayan diğer tüm kategoriler arasında gelişmeyi ve ilişkisel eşitliği önceleyen bir yaklaşıma doğru ilerlemek anlamına gelir. Grieve Chelwa, Darrick Hamilton ve Avi Green’in bu derlemede savunduğu gibi, sınıf üzerine geleneksel politik ekonomik odağın ötesine geçmek ve kimlik tabakalaşmasını bu bakış açısının formülüne dahil etmek anlamına gelir.

Dördüncü bileşen, kurumların -siyasi, ekonomik, sosyal- ortak değerleri ve hedefleri destekleyecek, karşılıklılığı kolaylaştıracak ve genişletilmiş ve kapsayıcı kader toplulukları oluşturacak şekilde yeniden tasarlanmasını içerir. Yeniden tasarım aynı zamanda geleneksel hiyerarşinin, demokratik olmanın ne anlama geldiğinin, gücü kimin ve neye dayanarak elinde tuttuğunun yeniden düşünülmesini gerektirir.

Ahlaki bir politik ekonomiye ulaşmak için, değişime direnen ya da sadece belirli çıkarları korumaya çalışanlara karşı, herkesin iyiliğini isteyenlerin gücünü artıracak araçlar bulmak gerekir. Bunlar küçük sorular ya da görevler değildir. Aynı zamanda, Frances Perkins’in değişim teorisi olarak adlandırdığı “hazır olmayı” da gerektirir. Yeni bir ahlaki politik ekonominin savunucuları, değişimin mümkün olduğu -genellikle öngörülemeyen- fırsat anlarından yararlanabilmek için yeni politikalar, uygulamalar ve oyun kuralları için hazırlıklı olmalıdır.

Biden yönetimi; Heather Boushey, Jennifer Harris ve Joseph Kennedy III gibi CASBS’deki ahlaki politik ekonomi programının katılımcılarını bünyesine kattı ve Darrick Hamilton gibi kişilerden de tavsiye alıyor. Bu kişilerin önerilerinden bazılarını uygulamaya çalışmıştır ancak günümüz Amerikan siyasetinde ve politikalarında da görüldüğü üzere (en azından bu yazının yazıldığı tarih itibariyle), ekonomi hakkında yeni bir düşünme biçimi henüz yaygın olarak benimsenmiş değildir ve bunun gerçekleşmesine yardımcı olabilecek toplumsal hareket henüz tam olarak gerçekleşmemiştir.

Ekonomist Samuel Bowles ve Wendy Carlin’in “simgesel politikalar” olarak adlandırdıkları, yeni bir ahlaki politik ekonominin gereklilikleri için önerileri var. Bu kitapta yer alanların tümü, argümanlarının temelini oluşturan bir tür toplumsallık ve işbirliği kavramına atıfta bulunmaktadır. Evrim teorisi, psikoloji, ağ teorisi ve bakım üzerine yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulardan yararlanıyorlar. Samuel Bowles ve Herb Gintis tarafından geliştirilen homo reciprocans veya Anne-Marie Slaughter ve Hilary Cottam tarafından savunulan sapiens integra gibi farklı terminolojileri deneyimlemektedirler.

Ahlaki bir politik ekonominin başlangıç noktası, ilk olarak insanların kasıtlı, sınırlı rasyonel ve içgüdüsel de olsa sosyal hayvanlar olduğu ve ikinci olarak da karşılıklılık ve işbirliğinden fayda sağladıkları şeklindeki iki yönlü varsayımdır. İnsanların sosyalliği henüz ortodoks ekonomiye veya tüm seçim modellerine dahil edilmemiş olsa bile, ilk varsayım tartışılmazdır. İkincisi ise bu makalede inceleyeceğimiz ve bu ciltteki diğerlerinin de incelediği ve küçük grubun sınırlarının ötesine geçip daha geniş politik ekonomi alanına ölçeklendirmeye çalıştığı varsayımdır. Ve biz yalnız değiliz. Bu varsayımlara dayanan bazı çok önemli argümanlar ortaya çıkmaya başlamıştır.[3]

Karşılıklılık ve işbirliğinin toplumsal faydalarını ortaya koymak, başarı öykülerinin gözlemlerinden ya da saha ve laboratuvar deneylerinin bulgularından bildiklerimize atıfta bulunmaktan daha fazlasını gerektirir. Prososyal davranışı, yani başkalarının çıkarları doğrultusunda davranmayı kolaylaştıran, hatta üreten ve tam tersi yönde çalışarak ortak çıkarların farkında olunmasını engelleyen -ırksal, siyasi ve başka türlü- bölünmeleri teşvik eden devlet düzenlemelerine dikkat edilmesini gerektirir. Birincisi ahlaki politik ekonomi programını bilgilendirmektedir. Araştırma ve düşünceyse büyük ölçüde ikincisine odaklanmıştır.[4]

Prososyal davranış, karşılıklılık ve işbirliğinden ve yaşamları organize etmenin ve geniş çapta paylaşılan ortak mallar adına kolektif eylemlere katılmanın alternatif yollarını hayal etmekten ve inşa etmekten kaynaklanır.[5] Bunun alabileceği şekillerden biri, kişinin ailesi, arkadaşları, komşuları ve alt grubunun çok ötesinde, geniş bir yelpazede başkalarıyla karşılıklı bağımlılık algısı olan genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğudur.[6] Kişinin kendi kaderinin ve soydaşlarının kaderinin başkalarıyla iç içe geçtiğini kabul etmesi, yabancı olması muhtemel ve doğrudan karşılık verme olasılığı düşük olan insanlarla dayanışmayı ve onlar adına eylemde bulunmayı, bazen de maliyetli kişisel eylemleri motive edebilir.

Ancak gruplar, yanlış bilgilendirme ve veto noktaları ile bu kadar parçalanmış bir dünyada böyle bir kader birliği nasıl oluşturulabilir? Ve bunun gerçekten kapsayıcı olması nasıl sağlanır? Topluluk terimi geleneksel olarak sınırlara işaret eder: içeride olanlar ve dışarıda olanlar vardır.[7] Ama aynı zamanda dayanışma, karşılıklılık ve karşılıklı bağımlılığı da kapsayan bir kavramdır. İşin püf noktası, topluluğun hiziplerin ve sınırların üstesinden gelecek kadar kapsayıcı olmasını sağlamaktır. Bu, dünya savaşları sırasında ortak bir düşman temelinde ortak bir zemin yaratarak gerçekleşmiştir. Günümüzün düşmanları da aynı derecede tehditkârdır, ancak bunlar ülkeler değildir. Salgın hastalıklar, iklim felaketleri ve ekonomik güvensizlik karşılıklı yardımı harekete geçirir. Bunlar aynı zamanda genişletilmiş ve kapsayıcı kader birliktelikleri inşa etmenin de temellerini oluşturabilir.

Salgın hastalıklar, iklim felaketleri ve ekonomik güvensizlik karşılıklı yardımı harekete geçirir. Bunlar aynı zamanda genişletilmiş ve kapsayıcı kader birliktelikleri inşa etmenin de temellerini oluşturabilir.

Genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğu idealist bir portre değil, en iyi sosyal ve bilimsel araştırmalara dayanan dinamik bir modeldir. Ne doğrudan karşılıklılık ne de tüm üyeler için her yerde sevgi gerektirir. Ancak, tüm insanların paylaştığı en basit ve en temel şeylerden biri olan ortak bir gelecek adına harekete geçmeyi gerektirir. Akrabalar, komşular ve şu anda içinde bulunulan kader topluluklarındaki diğer kişiler üzerinde düşünüldüğünde, insanların sevdikleri ya da işbirliği yaptıkları kişileri sevmek zorunda olmadıkları görülecektir.

Ancak başkalarıyla, özellikle de kendi gruplarının dışındakilerle empati kurmaları ve onlara saygı göstermeleri gerekebilir.[8] Bu tür bağlar, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelebileceği düşüncesine dayanabilir ya da dini veya siyasi ideolojilerden kaynaklanabilir. Psikolog Alison Gopnik’in ileri sürdüğü gibi, başkalarını önemseme eyleminin kendisi duygusal bağ oluşturur, prososyal ve maliyetli bir eylem kendi içinde bir ödül olabilir. Örneğin, siyaset bilimci Elisabeth Jean Wood, bir toplumsal harekete ya da devrime katılımın nasıl “eylemlilik hazzı” sağlayabileceğini ve böylece daha fazla bağlılığı motive etmeye yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır. Demokratik katılımın kendisi de öyle.

Bireysel özen veya risk alma eylemleri dayanışmayı ve sivil katılımı artırabilir, ancak bu eylemlerin, yönetişim düzenlemeleri yabancılar adına kolektif eylemleri kolaylaştıran örgüt ve hareketlerin içine yerleştirildiklerinde bunu yapma olasılıkları daha yüksektir. John Ahlquist ve Margaret Levi’nin incelediği işçi sendikaları için de durum böyleydi. Bu demokratik örgütlerin kuralları ve kültürü, üyelerin ekonomik güvenliğinin birinci öncelik olmasını sağlıyordu. Ancak bunun daha büyük bir etkisi olmuştur. Bu çabayla inşa edilen dayanışma daha sonra, başkaları adına ne zaman maliyetli bireysel ve kolektif eylemlerde bulunulacağına dair demokratik bir tartışma ve karar alma süreci yaratarak sendikalara bağlı olmayanları desteklemek için kullanılabilir. Yerelden küresele geçiş, Federica Carugati ve Nathan Schneider’in bu ciltte yer alan makalelerinde ele aldıkları konunun bir parçasıdır ve toplumsal hareketlere ilişkin pek çok güncel analizin de alt konusudur.[9]

Ölçeklendirme bir sorundur, ancak aynı derecede zor olan kapsayıcılığı sağlamaktır. Nazizm ve apartheid (hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de Güney Afrika’da) sınıflar arası bir kader topluluğuna katılım sundu, ancak bunlar nüfusun bir kısmının üstünlüğüne ve aşağı olarak damgalananlara karşı düşmanlığa, hatta şiddete dayanmaktadır. Mevcut tartışma, kimlikleri veya statüleri temelinde toplumlarından talepte bulunanlar arasında uygun dengenin bulunmasını içermektedir. Belirli ırksal, etnik ve dini grupların ötekileştirilmesinin uzun geçmişinin kabul edilmesi, uzun süredir inkar edilen hakların ve fırsatlara erişimin düzeltilmesi anlamına gelmektedir. Ancak sıfır toplamlı düşünce -birinin kazancının diğerinin kaybı olarak görüldüğü- göz önüne alındığında, bu, başkalarının kendi zararlarına bir şeyler elde ettiğini düşünenler tarafından bir kızgınlık politikası üretmektedir.[10] Düşünceleri tartışmalı bir şekilde yanlıştır, ancak inançları güçlü bir şekilde tutulur ve değiştirilmesi imkansız olmasa da zordur.

Kapsayıcı ve genişlemiş bir kader topluluğunun en iyi nasıl yaratılabileceğini düşünürken, dinler tarihinden olduğu kadar toplumsal hareketlerden de dersler çıkarılabilir. Bazı dinler ve toplumsal hareketler farklı gruplar, kültürler ve halklar arasında ortak bir kimlik oluşturmayı başarmıştır. Bunların oluşumunda, insanların bağlantı arayan sosyal varlıklar ve daha yüksek bir amaç arayan etik varlıklar olarak tanınması yatar. Bu tür kapsayıcı ve geniş kader toplulukları manevi ve ahlaki teşvikler geliştirir ancak en başarılı olanlar aynı zamanda hem maddi hem de maddi olmayan bireysel ihtiyaçları karşılarken ortak davayı kolaylaştıran yönetişim düzenlemeleri de geliştirir.

Dayanışma toplulukları, prososyal davranışlara teşvik eden fiziksel veya dijital ortak alanlar gerektirir.

Dayanışma toplulukları, prososyal davranışlara teşvik eden fiziksel veya dijital ortak alanlar gerektirir. Jenna Bednar’ın bu kitapta yer alan makalesi, topluluk oluşturma stratejisi olarak yer oluşturmaya öncelik verilmesi için bir yol haritası sunmaktadır. Sosyolog Eric Klinenberg de kütüphaneler, parklar ve gezinti yerleri gibi “sosyal altyapıyı” teşvik eden fiziksel altyapıya daha fazla yatırım yapılmasını savunmaktadır. Bu fiziksel mekânlar, yalnızca topluluklarındaki bireylerin bir kitap ya da köpeği gezdirecek bir yer gibi ihtiyaçlarına hizmet etmekle kalmaz, aynı zamanda insanların birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunacaklarını da şekillendirir. Artan ve sürekli etkileşim, tasarımlarına dahil edilebilir. Mümkün olduğunda, bu kamusal alanlar, Natasha Iskander ve Nichola Lowe’un kavramını kullanacak olursak, sosyal toplulukların aynı zamanda ekolojik topluluklar olduğu göz önünde bulundurularak daha “biyofilik” hale getirilebilir.

Ancak eşitlik savunucusu Heather McGhee, ortak fiziksel alanın gerekli ancak yetersiz olabileceğini hatırlatıyor: Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yerel yönetimlerin beyaz liderleri, beyazların ve siyahların kaynaşmasını sağlamak yerine kamu havuzlarını betonla doldurdular. Bu tür örnekler, ırksal ve diğer ayrımların ötesinde farklı grupların gelişmesini ilişkilendiren kapsayıcı bir ahlaki etiğe duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor. Bu, kamusal söylemi sıfır toplamlı bir siyasetten işbirliğinden karşılıklı fayda sağlamaya vurgu yapan bir siyasete dönüştürmek anlamına gelmektedir.

Uzaktan çalışma ve otomasyon, işgücü piyasasının daha fazla sektörüne ve ülkenin daha fazla bölgesine ulaşmaya başladıkça, daha fazla insan dijital ve fiziksel alanı aynı anda işgal edecek. Toplulukların, ilişki kurmak için fiziksel fırsatların yanı sıra dijital fırsatlara da giderek daha fazla güvenmesi gerekecek. Dijital ve sosyal medya platformlarının ortak bir geleceğe hizmet edecek şekilde demokratik katılımı sağlayacak şekilde yeniden tasarlanması ve tasarlanması, genişlemiş ve kapsayıcı bir kader birliğinin ön koşulu haline gelecektir. Ancak bunun, Henry Farrell ve Marion Fourcade tarafından bu ciltte ele alınan bir sorun olan, teknolojinin düşüncelerimizi ve eylemlerimizi nasıl etkilediğini anlama bağlamında gerçekleşmesi gerekmektedir.

Kader toplulukları aynı zamanda çok kuşaklı dayanışmayı da ele almalı ve geliştirmelidir. Yaşlıların, yararlanıcıları sadece genç değil aynı zamanda farklı ırktan olarak algıladıkları eyaletlerde eğitim harcamalarını destekleme olasılıklarının daha düşük olduğu yaygın bir bilgidir. Bununla birlikte, nüfusun alt grupları arasındaki çeşitli ve farklı ihtiyaçların yarattığı bölünmeleri ve sınırları kabul etmek yerine, programlar ve politikalar nesiller arası, ırksal ve servet uçurumları arasında köprü kurabilir. Örnek olarak, Darrick Hamilton ve William Darity tarafından önerilen “bebek bağları”, çocukların gelecekteki getirilerini şimdiki zamanda herkesin yapacağı küçük yatırımlarla ilişkilendirmektedir. Alison Gopnik’in bu ciltte yer alan makalesi de hem çok genç hem de muhtaç yaşlıların bakımına odaklanarak nesiller arasında nasıl köprü kurulabileceğini ele almaktadır.

İklim krizi, bir neslin veya bölgenin en iyi niyetleriyle çözülemeyecek varoluşsal bir sorunu örneklemektedir. Herhangi bir çözüm, sadece kısa vadeli getirilerden uzun vadeli getirilere geçmeyi değil, belirsiz bir geleceği şimdiki zamana, amaca yönelik eylemlere nasıl bağlayacağımızı yeniden düşünmeyi gerektirir. Araştırmalar, “kutsal” olarak kabul edilen değerlere bağlılığın, zaman veya mekan içindeki mesafelerine bakılmaksızın, maddi ödüllerden daha ağır bastığını göstermiştir. Bir şey kutsal olarak kabul edildiğinde (dini olması gerekmez), onun korunması alternatif bir eylemin telafisinin faydalarından daha ağır basabilir. Dünyanın dört bir yanındaki duyarlı insanlar, vazgeçilen nakit akışları açısından kendilerine maliyeti yüksek olsa bile kutsal alanları korumak için seferber olurlar. Diğer durumlarda, kutsalın savunulması bazen yabancıların çıkarları için, bazen nefret edilen bir gruba karşı şiddet yoluyla, bazen de her ikisi için harekete geçilmesine neden olur.

Aynı mantık iklim değişikliğinin yerel etkileri için de geçerlidir. Etkilenenlerin çoğu için yerel peyzaj, kimliklerinin ve ekonomik geçim kaynaklarının ayrılmaz bir parçası, hatta kutsaldır. Ancak statüko, bu toprakların ve tüm gezegenin temel karakterini tehdit etmektedir. Çevresel felaketler siyasetin ya da sosyal çevrelerin sınırlarına bağlı kalmıyor. Batı Yakası’ndaki orman yangınları kuzeydoğudaki eyaletlerin üst atmosferini kaplıyor. Isınan okyanus sıcaklıkları güneydoğudaki iç bölgeleri vuran şiddetli fırtınalara neden olmaktadır. Aşırı hava olayları, sürekli yüksek sıcaklıklar ve bulaşıcı hastalıklar ikisi arasındaki bağlantıyı hassas noktaya  getirdiğinde “küresel düşün, yerel hareket et” artık tersine çevrilebilir.

Kader topluluklarının sürdürülmesi, tartıştığımız gibi yönetişim düzenlemelerine ve aynı zamanda etik ve duyuları da dahil olmak üzere kişinin çeşitli boyutlarına başarılı bir şekilde hitap edilmesine bağlıdır. Bu genellikle ritüelleri içerir.[11] Örneğin İslam geleneğinde Ramazan, gün boyunca oruç tutmanın ortak deneyimini sunar ve genellikle akşamları orucun toplu olarak açılmasıyla sona erer. Diğer pek çok dini ve ulusal bayram, bir yemeğin paylaşılmasını –ABD’de Şükran Günü olarak bilinen-ve genellikle buna eşlik eden dostluğu içerir. Dua, meditasyon ve ilahiler, uzak mesafelerle ayrılmış yabancıları zihinsel olarak bir araya getirmenin yollarını sunar. Sivil haklar hareketinin oturma eylemleri ve yürüyüşleri baladlar, spiritüeller ve özgürlük şarkıları ile noktalanmıştır. Ritüeller ve ortak değerlere yapılan diğer atıflar, fiziksel eylemleri bu uygulamalara yön veren ortak inançlarla ilişkilendirerek birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirir. Bireyleri zaman ve mekan ötesinde ve potansiyel olarak milliyetler, etnik kökenler ve yaşlar arasında birbirine bağlarlar.

Senkronize faaliyetlere veya ritüellere katılım, grup içinde işbirliğini artırabilir. Martin Luther King, Jr. için düzenlenen bayram buna bir örnektir. Ulusal konuşmalardan şehir geçit törenlerine ve mahalle toplum hizmetlerine kadar bu bayramı çevreleyen etkinlikler Dr. King’in savunduğu değerleri geliştirmektedir. “Bir gün kapalı değil, bir gün açık” olan bu etkinlikler, geçmişe olduğu kadar geleceğe de bakarak ırksal eşitlik için mücadelenin devam ettiğini kabul etmektedir.

Elbette bazı ritüeller grup düşüncesini, yaratıcılık eksikliğini ve yabancılara karşı saldırganlığı besler; örneğin milliyetçi ve dini uygulamaların ortak bir kimlik yaratmaktan ziyade bir grubu diğerine karşı kutlama etkisi yaratması gibi. Üstelik bu uygulamaların hangi grubu kapsadığı da zaman içinde değişmektedir. Örneğin, ABD’deki pek çok kişi Şükran Günü ve Kolomb Günü’nün kıtaya yerleşenleri kutlama çabasıyla oradaki yerli halkı aşağıladığını fark etmiştir.

Yeni bir ahlaki politik ekonomi, genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğunun oluşturulmasını gerektirebilir.

Ölçeklendirme, kapsayıcılık, etkileşim için uygun alanlar, çok kuşaklı dayanışma, ritüeller ve eylemler yoluyla katılım; kapsayıcı bir kader topluluğunun gelişimi için kritik öneme sahiptir. Ölçeklendirme, kapsayıcılık, etkileşim için uygun alanlar, çok kuşaklı dayanışma ve ritüeller ve eylemler yoluyla katılım, kapsayıcı bir kader topluluğunun gelişimi için kritik öneme sahiptir. Ancak, böyle bir topluluk üzerine kurulan toplumun vatandaşlarının ihtiyaç ve arzularını karşılama kapasitesi de aynı derecede önemlidir. Genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğu, insanların bu ihtiyaç ve taleplerdeki ortak noktaları fark etmelerini ve ayrıca genellikle bir alt nüfusu diğerinden ayıran sıfır toplamlı düşüncenin üstesinden gelmelerini mümkün kılan inanç değişikliklerine katkıda bulunur. Genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğu, insanların bu ihtiyaç ve taleplerdeki ortak noktaları fark etmelerini ve ayrıca genellikle bir alt nüfusu diğerinden ayıran sıfır toplamlı düşüncenin üstesinden gelmelerini mümkün kılan inanç değişikliklerine katkıda bulunur.

Ancak inançlar ve empati ekmek satın alamaz ya da düzgün barınma, iş veya eğitim sağlayamaz. Debra Satz’ın bu ciltteki makalesinde savunduğu gibi, toplumun değerlerini somutlaştıran piyasalar da aynı derecede önemlidir; zararlı etkilerini engeller, başarısızlıkları önler ve aynı zamanda mal ve hizmetleri nispeten adil ve sömürüsüz bir şekilde dağıtır. Rebecca Henderson, makalesinde hem hissedarlarına hem de daha geniş topluma hizmet eden amaçlı şirketlerin önemini vurgulamaktadır. John Ahlquist, yüzde yüz istihdam sağlamak için nelerin gerekli olduğunu, Alison Gopnik bakım için nelerin gerekli olduğunu, Natasha Iskander ve Nichola Lowe ise biyofilik kurumlar aracılığıyla dünya dostu bir politik ekonomi için nelerin gerekli olduğunu değerlendirmektedir. Grieve Chelwa, Derek Hamilton ve Avi Green ırksal adaleti sağlamak için yönetişim ve diğer yapılarımızı yeniden düzenlememiz gerektiği konusunda bizi uyarırken, Henry Farrell ve Marion Fourcade yeni teknolojilerde somutlaşan gücün tehlikeleri konusunda bizi uyarıyor. Federica Carugati ve Nathan Schneider demokrasinin kendisini yeniden hayal etmek için bir süreç sunuyor.

Ancak önemli olan sadece hangi mal ve hizmetlerin tedarik edildiği değil, aynı zamanda bunların nasıl tedarik edildiğidir. Richard Locke, Ben Armstrong, Samantha Schaab-Rozbicki ve Geor- die Young bu nedenle tedarik zincirlerimizi yerel ve küresel olarak iyileştirmenin yollarını araştırmaktadır. Bu cildin sınırları dışında, ancak ahlaki politik ekonomi programı topluluğu içinden Steven M. Teles ve ortak yazarlar; tedarik zincirlerine değil, özel firma ve hükümet kapasitesine bağlı olan uygun fiyatlı ve yeterli arzı engelleyen hükümet düzenlemelerinin reformunu ele almaktadır.[12] Devam eden çalışmalarında John Seely Brown ve Ann Pendleton-Jullian, görme ve düşünme biçimlerimizi dönüştürerek ve etkilenenleri tamamen farklı bir şekilde dahil ederek kurumlarımızı gelecek için yeniden tasarlamaya zorluyor.[13]

Yeni bir ahlaki politik ekonomi, genişletilmiş ve kapsayıcı bir kader topluluğunun oluşturulmasını gerektirebilir, ancak aynı zamanda hükümetlerimizin, işletmelerimizin, teknolojilerimizin ve dini ve sivil kuruluşlarımızın iş ve yaşamı nasıl organize ettiklerinin de yeniden oluşturulmasını gerektirir. Amaçları, hem insanların hem de gezegenin refahı, ilişkisel eşitliğin sağlanması, ekonomik eşitsizliğin önemli ölçüde azaltılması, mal ve hizmetlerin adil bir şekilde dağıtılması gibi ortak değerlere ulaşmak olmalıdır. Burada toplanan makaleler, yeni bir ahlaki politik ekonominin önündeki engelleri tanımlamakta, ancak aynı zamanda hem gerekliliğine hem de olasılığına inanmak için nedenler sunmaktadır.

***

Editör Notu: Dædalus’un 152. cilt, 1. sayısında Margaret Levi ve Zchary Ugolnik’in kaleme aldığı “Mobilizing in the Interest of Others” başlıklı yazı İLKE Analiz okurları için Elif Feyza Dinç tarafından tercüme edildi. Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve İLKE Analiz’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Görsel: Shaun Tan’ın aynı adlı kitabından uyarlanan Akademi Ödüllü kısa film The Lost Thing’in “hikaye çizimi”nden bir detay. Tan, Kayıp Şey’in “sosyal ilgisizlik ve insanlıktan çıkarıcı ekonomik politikalar hakkında fikirler” içerdiğini ve “tüm değer ve anlamın çok net bir şekilde tanımlandığı, alternatif fikirlere ve yaratıcılığa yer bırakmayan” bir şehri tasvir ettiğini söylüyor. Ancak ipuçlarını takip edenler, uymayan şeylerin bulunabileceği bir yerin kapısını keşfedebilirler. Tan’ın görüntüsü bu sayıyla yaratmak istediğimiz şeyi yakalıyor: ahlaki açıdan tükenmiş gibi görünen, ancak sadece gözlerimizi kaldırırsak değişim için harika olasılıklar barındıran bir siyasi ve ekonomik dünyanın ilk taslağı. Sanatını kullanmamıza izin verdiği için Tan’a minnettarız. Tramvay Penceresi Manzarası storyboard © 2008 Shaun Tan. Film © 2010 Passion Pictures Australia ve Screen Australia tarafından yapılmıştır.


[1] Bkz. Karl Polanyi, The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time (Boston: Beacon Press, 1957); Samuel Bowles, The Moral Economy: Why Good Incentives Are No Substitute for Good Citizens (New Haven, Conn.: Yale University Press, 2016); and Fred L. Block and Margaret R. Somers, The Power of Market Fundamentalism: Karl Polanyi’s Critique (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2014).

[2] Hewlett Vakfı’nın yanı sıra Berggruen Enstitüsü ve Omidyar Network de bu tür çalışmalara fon sağlıyor.

[3]  Örnekler için bkz. Bowles and Carlin, “Shrinking Capitalism”; Chris Benner and Manuel Pastor, Solidarity Economics: Why Mutuality and Movements Matter (Cambridge: Polity Press, 2021); Rebecca Henderson, Reimagining Capitalism in a World on Fire (New York: Public Affairs, 2020); and Danielle S. Allen, “Toward a Connected Society,” in Our Compelling Interests: The Value of Diversity for Democracy and a Prosperous Society, ed. Earl Lewis and Nancy Cantor (Princeton, N.J.: Princeton University Press, 2016), 71–105.

[4] Bu araştırmanın mükemmel özetleri için bkz. Heather Boushey, Unbound: How Inequality Constricts Our Economy and What We Can Do about It (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2019); and Heather C. McGhee, The Sum of Us: What Racism Costs Everyone and How We Can Prosper Together (New York: One World, 2021)

[5] Örneğin, Sara Horowitz tarafından sağlanan örneklere bkz. Mutualism: Building the Next Economy from the Ground Up (New York: Random House, 2021)

[6] Ancak “kader topluluğu” terimini ilk kullananlar Ahlquist ve Levi değildir. Bu terimin birçok kökeni vardır ancak rahatsız edici bir varyantı, Naziler tarafından dışlayıcı, ırkçı, milliyetçi bir topluluğu çağrıştırmak için Schicksalsgemeinschaft teriminin kullanılmasıdır. Başkan Obama ve konuşma yazarı Ben Rhodes bu tarihsel kullanımı keşfettiklerinde, Obama’nın yakında yapacağı bir konuşmadan çıkarmaya karar verdiler. Bkz: Ben Rhodes, The World As It Is (New York: Random House, 2019); ve Barack Obama, A Promised Land (New York: Crown, 2020). Ancak Obama ve Rhodes, Almanların da bu terimi Ahlquist ve Levi ile benzer anlamda kullandıklarından habersiz görünüyorlardı.

[7] Deva Woodly’nin CASBS-New America çalıştayında belirttiği gibi.

[8] Empati, diğerlerine yönelik olmadığı sürece kutuplaşmayı artırabilir.

[9] Ayrıca bkz. Benner and Pastor, Solidarity Economics; and Hahrie Han, Elizabeth McKenna, and Michelle Oyakawa, Prisms of the People: Power and Organizing in Twenty-First-Century America (Chicago: University of Chicago Press, 2021).

[10] Bu konuda o kadar zengin bir literatür var ki, sadece birkaç örnek vermek mümkün. Bkz. See Katherine J. Cramer, The Politics of Resentment: Rural Consciousness in Wisconsin and the Rise of Scott Walker (Chicago: University of Chicago Press, 2016); Arlie Russell Hoch- schild, Strangers in their Own Land: Anger and Mourning on the American Right (New York: New Press, 2016); Christopher S. Parker and Matt A. Barreto, Change They Can’t Believe In: The Tea Party and Reactionary Politics in America (Princeton, N.J.: Princeton University Press, 2013); Francis Fukuyama, Identity: The Demand for Dignity and the Politics of Resent- ment (New York: Farrar, Straus and Giroux, 2018); and McGhee, The Sum of Us.

[11] Amerikan dini tarihi ve sekülerleşme bağlamında ritüel kategorisine bir giriş için bkz. Kathryn Lofton, “Ritualism Revived: From Scientia Ritus to Consumer Rites,” in Consuming Religion (Chicago: University of Chicago Press, 2017), 65–76. Bu tarihin bilincinde olarak, toplumsal faaliyetlerin sivil dayanışmayı nasıl inşa edebileceğine dair bir örnek olarak ritüel kategorisini vurguluyoruz. Diğerlerinin yanı sıra, Eric Liu Become America: Civic Sermons on Love, Responsibility, and Democracy adlı kitabında bu tür yaklaşımları denemiştir.

[12] Bu fikrin ilginç bir açılımı için bkz. Ezra Klein, The Economic Mistake the Left Is Finally Confronting

[13] Ayrıca bkz. Ann Pendleton-Jullian and John Seely Brown, In Search of Ontologies of Entanglement

0 yorum

Diğer Yazılar