Türkiye'de Sağlıkta Özelleşmenin Sonuçları: Sağlık Hizmetlerinin Değişen Arz ve Talep Yapısı - İLKE Analiz

Türkiye’de Sağlıkta Özelleşmenin Sonuçları: Sağlık Hizmetlerinin Değişen Arz ve Talep Yapısı

İhsan Kutlu

Kökleri daha eski yıllara dayanmasına rağmen 2000’li yıllarda uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde sağlık sisteminde önemli değişiklikler hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda sağlık alanında özel sektörün daha fazla yer tutmaya başlaması bunlardan biridir. Bilindiği gibi sağlık, ülkemizde öncelikle devletin/kamusal gücün yetki ve sorumluluğundadır. Ancak takip edilen politikalarla devlet sağlık hizmeti görevini özel sektör aktörleriyle giderek daha fazla paylaşmaktadır.

Sağlık alanında özel sektör hacminin gün geçtikçe genişlemesinin, rekabete dayalı olarak sağlık hizmetlerinin daha kaliteli hale gelmesi gibi olumlu çıktıları olsa da bu genişleme birtakım riskler de barındırmaktadır. Sağlıkta özelleşmenin zamanla tekelleşmeye dönüşmesi ya da toplumun maddi imkânları kısıtlı olan kesiminin nitelikli sağlık hizmetinden zamanında yararlanamaması gibi sorunlar bunlardan bazılarıdır. Mevcut verilere bakılarak bu sorunların daha da artacağı görünmektedir.

Bu kapsamda 2000 yılı sonrası için yapılan incelemelerde tüm sektörlerdeki hastaneler içerisinde özel hastane oranının 2000 yılında yüzde 22,06; 2018 yılında yüzde 37,61 olduğu görülmektedir. 2000 yılından 2018 yılına kadar geçen sürede hastane sayılarındaki artış oranları karşılaştırıldığında, toplam hastane sayısındaki artış oranı yüzde 29,67; özel hastane sayısındaki artış oranı ise yüzde 121,07 olarak gerçekleşmiştir. Yatak sayılarındaki artış oranları incelendiğinde ise toplam yatak sayısındaki artış oranı yüzde 71,85; özel hastanelerin yatak sayısındaki artış oranı yüzde 312,73 olarak gerçekleşmiştir. 2002 yılında özel sektör kurumlarındaki bir yatak ortalama 6,6 gün boş kalmaktayken; 2018 yılına gelindiğinde 1,7 güne düşmüştür. Bu süre içerisinde diğer sektörlerdeki yatak devir aralığında da düşüş olmuştur ancak en belirgin farklılık özel sektörde gerçekleşmiştir. Bu gelişmelerin ışığında 2002 yılındaki özel hastane başvuru oranı yüzde 4,58 iken 2018 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 15’e ulaşmıştır. Yine 2002 ve 2018 yıllarındaki hekim sayıları incelendiğinde toplam hekim sayısındaki artış oranı yüzde 66,54 olarak gerçekleşmişken; özel sektördeki hekim sayısında yüzde yüzün üzerinde bir artış olmuştur.

Mevcut veriler 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde sağlık sektörünün hem arz hem de talep bağlamında giderek özelleşme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Özelleşmeyle ilgili en önemli sorun, özellikle nitelikli sağlık hizmetlerine erişimle ilgilidir. Temel sağlık hizmetleri bir yana; ameliyat gibi ileri düzey sağlık müdahalelerinin özel sektöre kayması, uzun vadede bu hizmete erişimle ilgili kaygı uyandırmaktadır.2002 yılında yüzde 13,69 oranında gerçekleşmiş olan özel hastane ameliyat oranının 2018 yılında yüzde 29,45’e yükselmesi, bu kaygının gerekliliğini gözler önüne sermektedir.

“Mevcut veriler 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde sağlık sektörünün hem arz hem de talep bağlamında giderek özelleşme eğiliminde olduğunu göstermektedir.”

Sağlık sistemi içerisinde özel sektörün yükseliş trendinin benzer şekilde devam etmesi durumunda, görece daha ucuz hizmet sunan kamunun payı azalacak ve mecburen özel sektöre yönelim olacaktır. Bu noktada belli bir zaman sonra maddi imkânları sınırlı olan toplumsal kesim kendileri için gerekli olan sağlık hizmetlerinden mahrum kalacaktır. Diğer bir ifadeyle kamudan düşük maliyetli ve nitelikli sağlık hizmeti almak için makul olmayan süreler beklenmek durumunda kalınacaktır. Yani imkânı yeterli olanlar özel sektöre yönelip gerekli hizmeti alabilecek, ancak olmayanlar için kamuda aksayan bir sağlık sisteminden bahsedilecektir. Tüm bu sürecin sonunda ise sağlıklı bir sağlık sisteminden söz edilemeyecektir.   

“Bölgesel ve yerel şartlar göz önünde bulundurularak özel sağlık kurumlarındaki sağlık personeli, kamuda çalışmaya teşvik edilmeli ya da geçici görevlendirmeler yapılmalı”

Öngörülen bu risklerin gerçeğe dönüşmemesi için ivedilikle bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu önlemlere öncelikli olarak kamu hizmetlerindeki yoğunluk nedeniyle tedavisi ertelenmek durumunda kalacak olan hastalar için özel sektörden hizmet alımı teşvik edilmeli ve bu noktada ilgili kişilerin daha fazla kamusal destek alması sağlanmalı. Bölgesel ve yerel şartlar göz önünde bulundurularak özel sağlık kurumlarındaki sağlık personeli, kamuda çalışmaya teşvik edilmeli ya da geçici görevlendirmeler yapılmalı. Sağlık hizmetlerinin sunumu için kamusal yatırımlar artarak devam etmeli ve özellikle nitelikli sağlık hizmeti veren uzman hekimlerin kamudaki konumu güçlendirilmelidir.

“Sağlık hizmetlerinin sunumu için kamusal yatırımlar artarak devam etmeli ve özellikle nitelikli sağlık hizmeti veren uzman hekimlerin kamudaki konumu güçlendirilmelidir.”

“Bölgesel ve yerel şartlar göz önünde bulundurulmak kaydıyla özel sağlık kurumlarındaki teçhizat kamu için kullanılabilir hale getirilmelidir”

Sağlıkta özel sektörün artış göstererek tekelleşmeye dönmesine önlem olarak, bölgesel ve yerel şartlar göz önünde bulundurulmak kaydıyla özel sağlık kurumlarındaki teçhizat kamu için kullanılabilir hale getirilmelidir. Bununla birlikte kamu yatırımlarıyla hem bina, teçhizat vb. yapısal ihtiyaçlar giderilmeli hem de personel sayısı artırılmalı. Özellikle acil ihtiyaç halindeki kişiler için özel kurum muayene/teşhis/tedavi ücreti destekleri artırılmalı.

Özetle; Türkiye, uzun vadede özel sektörün belli hizmetlerde tekelleşmesi riski ile karşı karşıyadır. Bu riski ortadan kaldırmak için atılması gereken adımların önemlilik durumu, kısa vadede gerçekleştirilebilecek ve süreç içinde uzun vadede gerçekleştirilebilecek hamleler olarak iki şekilde gruplanabilir. Sağlıklı bir sağlık sistemine sahip olabilmek için sahadan analizle gerçekleştirilen önerilerin gerçekleştirilmesi ve bu konudaki ihtiyatlılığın artırılması gerekmektedir.

0 yorum

Diğer Yazılar