Müslüman Olmayan Bir Toplumda İslam'ı Tefekkür Etmek: Japonya’da İslam ve Müslümanlar - İLKE Analiz

Müslüman Olmayan Bir Toplumda İslam’ı Tefekkür Etmek: Japonya’da İslam ve Müslümanlar

Naoki Yamamoto

Çoğu kimse Doğu Asya’daki İslam tarihinden pek haberdar olmasa da İslam’ın bu topraklardaki tarihi eskilere dayanmaktadır. Örneğin 7. veya 8. yüzyılda en eski mescitlerden biri Çin’de inşa edilmiştir. İslam’ın tarihi Japonya’da ise nispeten yenidir. Japonya’daki ilk mescit 20. yüzyılda yabancı Müslümanlar tarafından inşa edilen ve çoğunlukla Tatar, Türk ve Güney Asyalı Müslümanlar tarafından idame ettirilen Kobe Mescidi’dir. Japonya, tarihteki en genç Müslüman topluluklardan birine sahiptir. Dolayısıyla Doğu Asya hem Arap olmayanların kurduğu en eski İslami geleneklerden birine hem de Japonya gibi genç bir Müslüman topluluğa sahip bir ülkeye sahiptir. Bu bölgeyi tanımlarken “Doğu Asya” terimi yaygın olarak kullanılmamaktadır. Doğu Asya’daki İslam’ın akademik çalışmalarda genellikle Japonya’da İslam”, “Kore’de İslam”, “Vietnam’da İslam” gibi başlıklar altında incelenmektedir. Bu, bir zamanlar aynı uygarlığın parçaları olan ancak ulus devletlerin yükselişinden sonra dağılan kimliklerle inşa edilen yeni bir sosyal gerçekliktir. Buradaki önemli husus Doğu Asya’da İslam’ı incelerken kimliğimizi nasıl yeniden inşa edebileceğimiz ve buradaki mirası ortak bir kimlik oluşturmak için nasıl kullanabileceğimizdir.

Bu yazıda öncelikle Japonya’da İslam’a ve Müslümanlara dair genel bir görünüm sunulacak; sonrasında Müslüman alimler, entelektüellerden bahsedilecek ve Japonya’da İslam kültürünün üretilmesi hakkında bir bakış açısı geliştirilecektir.

Japonya’daki Müslümanların Genel Görünümü

Japonya’da İslam hakkında bazı araştırmalar mevcut olsa da çalışmaların çoğu 20. yüzyıldaki (modernleşme çağı) Meiji dönemindeki İslam’a ve Japon Müslümanlara odaklanmaktadır. Meiji dönemindeki Japon Müslümanlar ile 21. yüzyılda yaşayan Japon Müslümanlar arasında aslında büyük farklılıklar vardır. Bunun başlıca nedeni, Japon Müslümanların ikinci dünya savaşının sona ermesinden sonra, Japon hükümetinin sömürge politikasıyla ortaya çıkmış olmalarıdır. Bu sebeple Japon Müslümanların gerçekten Müslüman olmadıklarına dair iddialar ortaya atılmıştır. Hükümet, Japon imparatorluğunun sömürgeleştirme amacına yardımcı olmak ve Müslümanlar hakkında bilgi toplamak için Japon Müslümanları Çin ve Güneydoğu Asya gibi ülkelere göndermeye çalışmıştır. Dolayısıyla bazı Japon Müslümanların İslam hakkındaki hatıralarını ve makalelerini okurken dikkatli olunmalıdır. Japon Müslüman kimliği yeniden inşa edilirken bu kimliğin ümmetin bir parçası olması için bu çalışmalarda hassas ve dikkatli olunmalıdır.

Japonya’da yaklaşık iki yüz bin Müslüman yaşamaktadır ancak Japon Müslümanların sayısı hakkında kesin bir veri elimizde bulunmamaktadır. Bu nüfusun çoğunluğunu kısa süreliğine Japonya’ya gelen ve birçoğu Bangladeşlilerden, Pakistan ve Endonezyalılardan oluşan Müslüman yabancılardır. Bazı verilerden hareketle 50.000 ile 100.00 arasında Japon Müslüman nüfusu olduğu tahmin edilmektedir. Mühtedi Japonların çoğunun kadınlardan oluştuğu Japonya’da yerli Japonlar yabancı Müslümanlarla evlenerek İslam’la tanışmaktadır. Buna ilaveten ebeveynleri Pakistanlı veya Bangladeşli olup şu anda Japonya’daki mescit veya İslam kültür merkezlerinde aktif olan; yani ikinci ve üçüncü nesil olarak bilinen Müslümanlar bulunmaktadır. Ayrıca Japonya’daki Müslümanların çoğunluğu Endonezyalı Müslüman alimlerin desteğiyle Şafii mezhebini takip etmektedir. Japon Müslümanlar Derneği (Nihon Muslim Kyokai) Japonya’daki Müslüman topluluğun önemli bir kurumudur. Dernek sınırlı bir çerçevede faaliyet gösterse de Japonya’da Müslüman olan Japonlara yardım etmek için çalışmaktadır. Dernek yönetimi çoğunlukla Ezher Üniversitesinde veya Suudi Arabistan’daki üniversitelerde okuyan Japon Müslümanlardan oluşmaktadır.

Bazı verilerden hareketle 50.000 ile 100.00 arasında Japon Müslüman nüfusu olduğu tahmin edilmektedir. Mühtedi Japonların çoğunun kadınlardan oluştuğu Japonya’da yerli Japonlar yabancı Müslümanlarla evlenerek İslam’la tanışmaktadır.

Japonya’daki Müslümanların durumu hakkında genel izlenim Japonların büyük bir kesiminin İslam’a ve Müslümanlara yabancı oldukları ve İslam’ın bu topraklarla bağı olmadığı yönündedir. Müslümanların Japonya’da oldukça küçük bir azınlık olması nedeniyle bu izlenim bir dereceye kadar doğrudur. Zira Japonya ile Müslüman dünya arasındaki etkileşim 150 yıl önce başlamıştır. Dolayısıyla Japonya’nın İslam ile bağı nispeten yeni sayılmaktadır. İslam tarihine bakıldığında bir ülkenin fethedilmesinden yaklaşık 400 yıl sonra nüfusunun çoğunluğun Müslüman olduğunu görmekteyiz. Buradan hareketle gayrimüslim bir ülke olan Japonya’nın 150 yıllık tarihi göz önüne alındığında İslamlaşma tarihinin yeni başladığını ve henüz İslamlaşma aşamasında bile olmadığı ifade edebiliriz.

İslam’ın yerelleşme sürecinde üç aşama vardır: özdeşleşme, tercüme ve eklemlenme. İlk aşama olan özdeşleşme, insanların sadece Müslüman olarak bir kimlik edinmeleri anlamına gelir. İslam’ı pratik hayatlarında uygulamaya başlarlar ancak fıkıh, tasavvuf, gibi klasik Arapça İslam eserlerine dair okur yazarlıkları yoktur. Yapabilecekleri tek şey İslam’ı benimsemek ve Müslüman bir kimlik kazanmaya çalışmaktır. İkinci aşama olan klasiklerin tercümesi uzun yıllar sonrasında gerçekleşmektedir. Çin örneğinde, yalnızca bir kısım seçkin Müslüman Arapça ve Farsça metinler okuyabilmiş, Arap ve Orta Asya ülkelerine giderek klasik eserlerle temas kurmuşlardır. Çeviri faaliyetleri bu aşamadan sonra gerçekleşmiştir. Japonya’da ise çeviri aşamasına henüz geçilmektedir.

Eklemlenme aşaması artık İslami değerleri veya kavramları yerel dilde ifade edildiği entelektüel zemini ifade etmektedir. Eklemlenme, yerelleşmiş İslam kültürünün yalnızca kitaplarda değil; aynı zamanda müzik, mimari, yemek ve diğer birçok konuda zuhur ettiği bir aşamadır. Bu üç aşamalı süreç birkaç yüz yılı almaktadır. Bunları göz önünde bulundurarak İslami gelenekleri Japonya’da olduğu gibi tanıtmanın Japonların onları hemen anlayacağı ve benimseyeceği anlamına gelmeyeceğini ifade edebiliriz. Dolayısıyla İslam’ı Japonya’da bağlamına göre anlamak ve anlatmak önemlidir. Bunun için Kur’an-ı Kerim’i sadece tercüme etmek yeterli değildir. Kur’an’ın mesajını bağlam içinde somutlaştırarak ifade etmek ve Kur’an değerlerinin tezahür ettiği bir topluluk kurmak önemlidir. İslam’la nispeten yeni bağ kurmaya başlayan Japonya için de bahsedilen aşamalar için henüz vakit var gibi görünmektedir.

Tokya Camii’nde Cuma namazı

Japonya’da İslami Eğitim ve Müslüman Alimler

İmparatorluk dönemi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı Japon Müslümanların varlığından söz etmek mümkündür ancak çoğu Japon Müslüman sömürge politikaları çerçevesinde eğitildiği bilinmektedir. Dolayısıyla samimi olarak Müslüman olup olmadıklarını tespit etmek zordur. Ancak bu Japon Müslümanların hac kayıtları ile birlikte Ortadoğu ve Çin seyahatnameleri gibi yazdıkları eserler ve araştırmalar vardır. Bir Japon Müslüman olan Tanaka Ipei, Çince’den, Japonca’ya çevrilen Seerat an-nabawiyyah başlıklı eser gibi, Çinli Müslüman bilginlerin eserlerinin Japonca’ya çevirmiştir. Tanaka ayrıca Japon milliyetçiliğinin ve Şintoizm’in İslam ile yakınlığına dair de çalışmalar yürütmüştür. Kendi içinde problemler barındıran Tanaka’nın eserlerindeki bazı argümanlar akademik yeterliliğe sahip değildir.

Bazı Japon Müslümanlar Japonya’da sürekli bir tarih ve gelenek olduğu vurgusunda bulunsalar bu yaklaşım tarihsel açıdan doğru değildir. Çünkü İkinci Dünya Savaşından sonra Japon Müslümanların aniden ortadan kaybolması büyük bir boşluk bırakmaktadır. Ayrıca Japonya’daki Hristiyan entelektüelleri ile kıyaslandığında Müslüman entelektüeller yeteri kadar bilinmemektedir. Bunlar gözden kaçırılmaması gereken tarihsel gerçeklerdir.

Şu anda, Japonya’da Kur’an-ı Kerim tercümeleri ve bazı hadis koleksiyonları (Sahih-i Buhari ve Müslim) bulunmaktadır. Allah, peygamberlik, ibadetler gibi konularda da yüzlerce kitap bulunsa da bunlar, içerik derinliği konusunda yetersizdir. Son dönemlerde bazı Japon Müslüman ilim insanı ve entelektüeller akaid, fıkıh ve kelam gibi alanlarda kitaplar tercüme etmektedir.

Kur’an-ı Kerim tercümeleri Japonya’da Suudi Arabistan Büyükelçiliği, İran Büyükelçiliği ve Tokyo Cami olmak üzere üç merkezden yapılmaktadır. Bu tercümelerden biri Japon Müslümanlar Derneğinde ve Suudi Arabistan Büyük Elçiliğinde görev yapan Şeyh Saeed Satou, diğeri İran Büyükelçiliğinde görev yapan İbrahim Sawada tarafından yapılmıştır. Bir de Türk Diyanet’i tarafından açılan Tokyo Camisinde Kur’an-ı Kerim tercümeleri bulunmaktadır.

Japonya’daki Müslümanların entelektüel bağımsızlığı meselesi İslami eğitim konusunda önem taşımaktadır. Japonya’da İslam’ı tanıtmak isteyen bazı yabancıların bunu yaparken dışarıdan yardım almak gibi ideolojik amaçlar taşıması büyük bir sorundur. Dolayısıyla kurumlara ve insanlara güven duymak hassas bir meseledir. Japon Müslümanların uzun vadede eğitim konusuna özen göstermesi ve yatırım yapması gerekmektedir. Kendi kimliklerini ve entelektüel bağımsızlıklarını inşa edebilmeleri için gelecek nesil, Japon Müslümanların eğitimine önem vermelidir.

Japon Müslümanların uzun vadede eğitim konusuna özen göstermesi ve yatırım yapması gerekmektedir. Kendi kimliklerini ve entelektüel bağımsızlıklarını inşa edebilmeleri için gelecek nesil, Japon Müslümanların eğitimine önem vermelidir.

Japon Müslüman Entelektüeller

Japon Müslüman entelektüellerin çok çeşitli eğitim geçmişleri bulunmaktadır. Suriye’de geleneksel eğitim alan Şeyh Ahmed Maeno, İslami eğitim alanında aktif bir ilim adamıdır. Maeno, çalışmalarında çocuk eğitimine odaklanmaktadır. Aynı zamanda üniversitelerde gayrimüslim Japonlar için de dersler düzenlemektedir. Şeyh Ahmed Maeno, genç neslin eğitimine odaklanarak bu vizyon doğrultusunda çalışmaktadır.

Diğer bir düşünür, Japonya’da İslami ilim çalışmalarını öncüsü Profesör Hassan Nakata Ko’dur. Kahire Üniversitesinde İbn Teymiyye’nin siyasi düşüncesinde uzmanlaşan düşünür Japonya’nın eski başkenti Kyoto’nun en ünlü üniversitelerinden biri olan Yamagushi Üniversitesi ve Doshisha Üniversitesinde profesör olarak çalışmıştır. Ayrıca Profesör Hassan Türk şeyhi Şeyh Nazım’dan da tasavvuf eğitimi almıştır. Tasavvufi eğitim alması Profesör Hassan’ı diğer Japon Müslüman entelektüellere kıyasla farklı kılmaktadır.

Japonya’da yaşayan önde gelen Japon Müslüman aydınlarının çoğu Profesör Hassan’ın öğrencileridir. Öğrencileri tarafından çok hürmet ve muhabbet gösterilen Hassan Nakata Ko, sadece Japon Müslümanlar arasında değil, Japon akademisinde de saygı gösterilen önemli bir şahsiyettir. Profesör Hassan’da önce İslam ve Müslümanlık Japon halkına yalnızca egzotik bir konu olarak yansıyordu ancak Profesör Hassan sayesinde İslami söylem Japon halkı arasında kök salmıştır.

Profesör Hassan, Kur’ân-ı Kerim’i Japonca’ya çevirmiştir ve bu çeviri büyük bir yayınevi olan Sakuhinsha tarafından basılmıştır. Hassan Nakata Ko’nun ilmî olarak diğer bir katkısı ise İbn Teymiyye’nin siyaset felsefesine odaklanan eserlerinin yanı sıra Hanbeli fıkıh eserlerini de Japoncaya tercüme etmesidir. Profesör Hassan’ın bu çalışması, İslam hukukunu Japon okuyuculara tanıtan ilk Japonca kitap olması hasebiyle oldukça önemlidir. Diğer bir önemli eseri ise Japonca’da şeriat felsefesini bütüncül bir şekilde açıklayan ilk kitap “Şeriat Nedir?” başlıklı eseridir.

Profesör Hassan’ın eşi Alime Khalwa Kaori Nakata da Japon Müslüman toplumuna önemli katkılarda bulunmuştur. Kendisi Japonya tarihindeki ilk Japon Müslüman kadın alime olarak kabul edilir. 1980’lerde bir Müslüman gazetesi kurmuştur. Bu gazeteden önce Japon Müslümanları birbirine bağlayacak herhangi bir vasıtanın olmayışı gazeteyi bir hayli önemli kılmaktadır. Ayrıca Japonca’ya tercüme edilen ilk tefsir Tefsir’ül Celâleyn’i de Alime Kaori tercüme etmiştir. Ayrıca Peygamberin hayatı ve tasavvuf üzerine metinler yazmış, bunlara ek olarak Japon Müslüman kadınlarını başörtüsü takmaya teşvik etmiştir. O zamanlarda korkan ve Müslüman kimliğini saklayanlar için Alime Kaori bir ilham kaynağı olmuştur.

Tanıtmak istediğim son Japon ilim insani, aynı zamanda Profesör Hassan ve Alime Kaori’nin öğrencisi olan Mücahid Matsuyama Yohei’dir. Profesör Mücahid, şu anda kelam ve fıkıhta uzmanlaşmış önde gelen Japon Müslüman entelektüelidir. 1984 yılında doğmuş ve Tokyo Üniversites’nde Dış İlişkiler (Tokyo University of Foreign Studies) bölümünde doktora yapmıştır. Profesör Mücahit’ten önce daha çok İslami klasikleri olabildiğince tercüme etmeye odaklanılmıştı ama şimdi Japon Müslümanlar onun çalışmaları sayesinde içinde yaşadığımız gerçekliği kavrayarak hareket etmeye başlamıştır. Japonya’da Müslüman azınlık olarak nasıl yaşanılacağına dair birçok kitap yazmıştır. Ayrıca Profesör Mücahid, klasik teoloji çalışmalarında da Japonya’daki en iyi akademisyenlerden biridir. 2016 yılında Nesefî Akaidi’ni yorumlayarak (500 sayfa) tercüme etmiştir.

Birçok insan Japonya’da İslami ilim adamı veya İslami gelenek olmadığını düşünmektedir. Ancak Profesör Mücahid’in varlığı, Nesefî Akaidi’nin yorumunu yazabilecek düzeyde Japon bir alimin var olması bunun aksini göstermektedir. İslam tarihi ve Japonya’daki İslam söylemi üzerine makaleler kaleme alan Profesör Mücahit, sadece Müslüman Japonlar arasında değil gayrimüslim Japon toplumunda da itibar gören bir isimdir. Profesör Mücahit’in vurguladığı önemli bir husus, azınlık olarak yaşayan Müslüman Japonların hem İslami ilimleri hem de Japon entelektüel geleneğini iyi bir şekilde anlaması gerektiğidir. Çünkü hem Japon toplumun hem de İslam medeniyetinin kendine özgü bağlamı ve dinamikleri vardır. Dolayısıyla İslami ilimleri öğrenirken Japon kültürünü de göz ardı etmeden bu ilimleri tahsil etmek gerekir.

Sonuç

Japonya’daki İslamlaşma sürecinin ilk aşaması özdeşleşmenin tamamlandığını ve şu anda ikici aşama olan çeviri aşamasında olunduğunu ifade edebiliriz. Orta Doğu ülkelerinde, Güney Asya’da Endonezya ve Malezya’da eğitim görmüş bazı Japon ilim adamları şimdi İslami eserleri Japonya’ya getirmektedir. Ayrıca Profesör Hassan Nakata Ko ve Profesör Mücahid Matsuyama Yohei gibi söylem aşamasında olan Müslüman Japon aydınlar da vardır. Onlar İslam medeniyetine dair bilgilerini Japonya bağlamında Japonca olarak yerel dilde aktarmaya çalışmaktadırlar. Bu anlamda Japon Müslüman toplumunun geleceği oldukça aydınlıktır.

Müslüman Japon toplumunda sorun ya da eksiklik olarak görülebilecek husus; kadın ilim insanlarının eksikliğidir. 14 yıl önce vefat eden Alime Kaori çok iyi bir alimdi. Alime Kaori’den sonra Japonya’da maalesef nüfuzlu bir kadın alim kalmadı. Bu durum Japon Müslümanlar için eğitime yatırım yapmalarının önemini göstermektedir. Müslüman Japon kadın alimler yetiştirilmelidir.

***

Editör Notu: Bu metin Müslüman Dünyada Fikri Birikimler Bülteni’nin 22. sayısında yayımlanmıştır. Müslüman dünyadaki entelektüel gündemi her ay okuyucularına sunan Müslüman Dünyada Fikri Birikimler Bülteni yayınlarına buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum

Diğer Yazılar